M.Sinan PAKSOY Resmi Web Sitesine Hoşgeldiniz!
   
  Mehmet Sinan PAKSOY
  DERS NOTLARI
 
1 | S a y f a 
CUMHURİYET DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATI
Milli mücadele dönemi ed:1918 ile 1922 yılları arasındaki işgal döneminin etkisiyle oluşan edebi süreç. Genellikle milli mücadeleyi destekleyen milliyetçilik duygularını ön plana çıkaran süreç..
Cumhuriyetin ilanından sonra edebiyatımız, çağdaş anlayışlar doğrultusunda gelişmesini başarıyla sürdürmüştür. Cumhuriyetin ilk yıllarında “Beş Hececiler” olarak adlandırılan şairler topluluğu, en parlak dönemlerini yaşamaktaydı. Yine bu yıllarda Kurtuluş Savaşı’nın etkisiyle edebiyatta genel olarak Anadolu’ya bir yönelim başlar.
Bu dönemin özelliklerini şöyle sıralayabiliriz:
1- Yazı diliyle konuşma dili arasındaki fark ortadan kalkmış dildeki sadeleşme çama.arı aralıksız olarak sürmüştür.
2- Edebiyatımız bu dönemde toplumcu bir karakter kazanmış gerçekçi bir anlayış güdülmüştür.
3- Aruz ölçüsünün yerini hece ölçüsü almış, şiirlerde de günlük konuşma dili kullanılmıştır. Yine bu dönemde şiirin biçimce daha da serbestleşmesi sağlanmıştır.
4- Şiir, roman, hikaye ve tiyatro gibi türlerde önemli gelişmeler olmuştur.
5- Cumhuriyetin kuruluşuyla 1940 (İkinci Dünya Savaşı) yılları arasında eser veren şair ve yazarlar genellikle daha önceki Milli Edebiyat akımının etkisinde tam anlamıyla “yerli” ve “halka doğru” ; veya Batı’nın, özellikle Fransız edebiyatının etkisinde kişisel yollarında yürümüşlerdir.
Yine bu dönemde (1928) ortaya çıkan “Yedi Meşaleciler”, “Beş Hececiler” gerçeklere dayanmayan “memleket edebiyatı” anlayışına sahip olmakla suçlamışlardır. Amaçları “canlı, samimim ve gerçekçi olmak” şeklinde açıklamışlardır. “Yedi Meşaleciler” adını almalarının nedeni ise “Yedi Meşale” adlı derginin etrafında toplanmış olmaları ve bu adla ortak bir yapıt yayınlamalarıdır.
BEŞ HECECİLER
Özellikleri: Şiirlerinde Anadolu’yu coşkulu bir dille anlattılar. Milli Edebiyatın ölçü, biçim ve nazım şekillerini benimsemiş, o doğrultuda eserler vermişlerdir. Dize kümelerinde dörtlüklere bağlı kalmayıp yeni biçimler aramışlardır. İlk şiirlerinde aruzu kullanan Beş Hececiler şiire I. Dünya Savaşı ve Milli Mücadele döneminde başlamışlardır. Şiirde sade ve özentisiz olmayı tercih etmişler, eserlerinde konuşma dilini kullanmışlardır. Gerçekçi olmak istemişler ancak hemen hepsi romantizme sürüklenmiştir.
Faruk Nafiz Çamlıbel, Enis Behiç Koryürek, Halit Fahri Ozansoy, Orhan Seyfi Orhon, Yusuf Ziya Ortaç
YEDİ MEŞALECİLER Beş Hececilerin gerçekçilik ve içtenlikten uzak şiirlerine tepki olarak doğmuştur. Girişimlerini “canlılık, samimiyet ve sürekli yenilik” olarak özetlediler ancak bunu gerçekleştiremediler. Hece vezninden yola çıktılar, biçimde bir yenilik yapamadılar. Özde ise Verlaine, Mallerme, özellikle de Baudelarie gibi Fransız ozanlarını örnek aldılar. Olayları daha gerçekçi bir gözle, içten ve yeni bir ruhla anlatmak istediler. Konuları olabildiğince genişletmeye çalıştılar. Şiirlerinde izlenimciliğin tesiri görülür. (tablo gibi şiir) Topluluk 1928’de Meşale Dergisi’nin kapanmasıyla dağıldı. Yedi Meşaleciler:
MUAMMER LÜFTİ BAHŞİ, VASFİ MAHİR KOCATÜRK, ZİYA OSMAN SABA, SABRİ ESAT SİYAVUŞGİL, CEVDET KUDRET SOLOK, YAŞAR NABİ NAYIR, KENAN HULUSİ KORAY
2 | S a y f a 
BEŞ HECECİLER
Faruk Nafiz Çamlıbel
Han Duvarları, Gönülden Gönüle, Çoban Çeşmesi, Dinle Neyden, Zindan Duvarları…(şiir)*
Canavar, Akın, Yayla Kartalı…(oyun)
Yıldız Yağmuru(roman)
Enis Behiç Koryürek
Miras, Güneşin Ölümü…(şiir)
Halit Fahri Ozansoy
Aruza Veda*, Efsaneler, Rüya…(şiir)
Sulara Giden Köprü, Aşıklar Yolunun Yolcuları(roman)
Orhan Seyfi Orhon
Gönülden Gönüle, Fırtına ve Kar…(şiir)
Çocuk Adam(roman
Yusuf Ziya Ortaç
Yanardağ, Akından Akına…(şiir)
Üç katlı Ev, İsmet İnönü…(roman)
Nikahta Keramet..(oyun)
3 | S a y f a 
YEDİ MEŞALECİLER
MUAMMER LÜFTİ BAHŞİ
1. Yedimeşale (6 arkadaşı ile birlikte),
2. Türk Akdeniz,
3. İlk Kurşun
VASFİ MAHİR KOCATÜRK Şiir Kitapları
Tunç Sesleri (1935)
Geçmiş Geceler (1936)
Bizim Türküler (1937)
Ergenekon (1941)
Hayat Şarkıları (1965)
Manzum Oyunları
On Inkılap (1933)
Yaman (1933)
Sanatkâr (1965)
Araştırma-İnceleme Eserleri
En Güzel Türk Manileri (1933)
Lafonten Hikayaleri (1934)
Fransız Edebiyatı (1934)
Şâheserler Antolojisi (1 cilt, 1934-1939)
Yeni Türk Edebiyatı (1936)
Divan Şiiri Antolojisi (1947)
Osmanlı Padişahları (1949)
Metinlerle Türk Edebiyatı I, II, III (1952)
Türk Edebiyatı Şâheserleri (1955)
Tekke Şiiri Antolojisi (1955)
Metinlerle Edebiyat (1955)
Namık Kemal (1955)
Şiir Defteri (1958)
Hikaye Defteri (1958)
Namık Kemal'in Şiirleri (1959)
Ziya Paşa'nın Şiirleri (1959)
Saz Şiiri Antolojisi (1963)
Türk Nesri Antolojisi (1963)
Meşhur Beyitler (1963)
Türk Edebiyat Tarihi (1964)
Türk Edebiyatı Antolojisi (1967)
ZİYA OSMAN SABA Şiir
Yedi Meşale (ortak kitap, 1928)
Sebil ve Güvercinler (1943)
Geçen Zaman (1947)
Nefes Almak (1957)
Bir Yer Düşünüyorum
Öykü Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi (1952) Değişen İstanbul (1959)
4 | S a y f a 
SABRİ ESAT SİYAVUŞGİL
Odalar ve Sofalar, 1933.
İstanbul'da Karagöz ve Karagözde İstanbul, 1938.
Karagöz, 1941. (Fransızcası 1951, İngilizce 1955)
Psikoloji ve Terbiye Bahisleri, 1940.
Roman ve Okuyucu, 1944.
Folklor ve Milli Hayat, 1943.
Un point sur la carte, 1962. (Sait Faik'in hikâyelerinin Fransızca çevirisi).
Cyrano de Bergerac, 1942. (Edmond Rostand'dan çeviri, manzum oyun).
CEVDET KUDRET SOLOK Yazın yaşamına 1927’de Servet-i Fünun Dergisi’nde şiir ile başladı. Meşale Dergisi’nde toplanan Yedi Meşaleciler arasına katıldı. Yalnız bireyin dünyasındaki buruk, içedönük, karamsar ve kırgın duygularını yansıtan şiirler yazdı. 1928’de Birinci Perde adlı tek şiir kitabını yayınladı. Oyun, hikâye, roman türlerinde de eserler verdi. Oyunlarında bireylerin psikolojik saplantıların işledi. Daha sonraki yıllarda edebiyat ve tiyatro tarihine ilişkin incelemeler yaptı, yazınsal sorunlara ilişkin eleştirel denemeler yazdı. 1945’de hazırladığı Türk Hikaye ve Roman Antolojisi’ni daha sonra Türk Edebiyatı’nda Hikaye ve Roman adıyla genişletti. Karagöz adlı eserinde 35 karagöz oyununu tarihçeleri ve hikâyeleri ile beraber topladı. 1973’te çıkan Ortaoyunu ile Türk Dil Kurumu Ödülü’nü, son deneme kitabı Kalemin Ucu ile 1991 Sedat Simavi Edebiyat Büyük Ödülü’nü aldı.
YAŞAR NABİ NAYIR
Şiir
Yedi Meşale (ortak kitap, 1928)
Kahramanlar (1929)
Onar Mısra (1932)
Kahramanlar (1970)
Roman
Bir Kadın Söylüyor (1931)
Âdem ile Havva (1932) Öykü
Bu da Bir Hikâyedir (1935)
Sevi Çıkmazı (1935) Oyun
Mete (1933)
İnkılâp Çocukları (1933)
Beş Devir (1933)
Köyün Namusu (1933)
İnceleme - Deneme
Balkanlar ve Türklük (1936)
Edebiyatımızın Bugünkü Meseleleri (1937)
Nereye Gidiyoruz (1948)
Yıllar Boyunca (1959)
Atatürkçülük Nedir (1963)
Atatürk Yolu (1966)
Edebiyat Dünyamız (1971)
Değişen Dünyamız (1973)
Çağımıza Ters Düşenler (1975) Biyografi
Ahmet Haşim (1952)
Ömer Seyfettin (1952)
Tevfik Fikret (1952)
Homeros (1952)
Moliere (1953)
KENAN HULUSİ KORAY
Osmanoflar (1938) ,RBK Pansiyonu (1942) ,Yedi Meşale (ortak kitap) (1928) ,Bir Yudum Su (1929) ,Bahar Hikâyeleri (1939)yalan, Son Öpüş (1939) ,Bir Otelde Yedi Kişi (1940) ,Bir Yudum Su (yedi yeni öyküyle birlikte) (1949) ,Hikâyeler” (1973) ,Beşer Dakikalık Hikâyeler (2000)
Yaz ve Aşk Hikâyeleri (Ekim 2004)
Toplumsal Gerçekçi
5 | S a y f a 
TOPLUMSAL GERÇEKÇİLER
Özellikleri: I. ve II. Yeni’ye tepki olarak ortaya çıkmıştır. Sosyal olaylara ve toplumsal meselelere yönelmişlerdir. Eserlerinde köy hayatını ve köylülerin sorunlarını ele alan bu sanatçılar yurt gerçeklerini anlatmak gerektiğini savunmuşlardır. Özellikle hikâye ve roman türünde başarılı olmuşlardır. Nazım Hikmet, Rıfat Ilgaz, Ahmet Arif, Kemal Tahir,
Orhan Kemal
Köye yöneliş dönemi Şiirde olduğu gibi öykü ve romanda da asıl dönüm noktası 1930’lardadır. Sadri Ertem Resimli Ay’da yayımlanan (1928) öykülerine Vakit gazetesinin ekinde yenilerini ekleyerek (1930-31) toplumcu gerçekçiliğe yönelen yazının ilk örneklerini verirken, Almanya’dan dönen Sabahattin Ali de yine Resimli Ay’da bu yoldaki ilk öykülerini yayımlar. Ama bu dönemde, ne Vakit gazetesinde Sadri Ertem’in çevresinde toplanan Bekir Sıtkı Kunt, Reşat Enis Aygen gibi gençlerin, ne de Sabahattin Ali’nin toplumcu gerçekçiliği başarıyla uyguladıkları söylenebilir. Birinciler eleştirel bir tutumu gerçekleştirseler de gözlemciliği aşamazlar. Sabahattin Ali’nin gerçekçiliği ise coşumculuğun izlerini taşır. Gözlemci tutumu, yalın anlatımıyla Memduh Şevket Esendal her iki çizgiye de bağlanmaz. Ama öykülerini yayımladığı 1925’ten sonra 1942’ye kadar siyasal konumu nedeniyle susmak zorunda kalışı yazındaki gelişmelerin dışına iter onu. Bu susuş, "edebiyat yapmak"tan kaçınan dil tutumu, olaydan çok bir durumu sergilemeyi amaçlayan öykü anlayışı ve anlattığı kişilere sevgi dolu yaklaşımı göz önünde tutulursa, gerçekçilik çizgisindeki öykücülüğümüz adına bir kayıptır. CHP Genel Sekreterliğinden ayrıldıktan (1942) sonra yeniden öykü yazarı olarak görünürse de aşılmıştır artık. Sabahattin Ali, toplumcu gerçekçi çizgiyi geliştirmiş, toplumsal sorunlardan çok aydın bireyin, küçük adamın dünyasına yönelen duyarlığıyla Sait Faik yeni bir öykü anlayışı getirmiştir. II. Dünya Savaşı yıllarında Reşat Enis, Samim Kocagöz, Kemal Bilbaşar, Cevdet Kudret gerçekçi çizgide ürün verirlerken, Abdülhak Şinasi Hisar, geçmiş özlemiyle yüklü, bireyci yapıtlarıyla belirir. Ama toplumsal karşıtlıkların su yüzüne çıktığı, toprak reformu tartışmalarının tek parti yönetiminde bölünmelere yol açtığı bir geçiş dönemidir yaşanan. Yazın da toplumsal, siyasal oluşumların dışında kalamaz doğal olarak. Üstelik yeni yetişen kuşak, iktidarla devleti özdeş görmemekte, iktidara karşı çıkabilmektedir artık. Bu karşı çıkış, köy ve köylüden başlayarak dönemin Türkiyesi’nin hemen bütün toplumsal sorunlarının gündeme getirilmesine yol açar. Çok partili döneme geçişi izleyen yıllarda ve 1950’lerde ise köye yöneliş egemen bir tutum olarak görünür. Temelde bir akım sayamayacağımız, ama toplumcu gerçekçi çizgide bir çığır görünümünü alan bu yöneliş, Köy Enstitülü sanatçılarla, köy kökenli ya da köyü yakından tanıyan yazarların birbiri ardına ürün vermeleriyle yaygınlaşmıştır. Mahmut Makal’ın köy notlarını topladığı Bizim Köy’ü (1950), öğrenim yıllarında hemen hepsi şiirle yazına giren Köy Enstitülü yazarları benzeri örnekler üretmeye iter. Bunu 1954-1955 yıllarında Orhan Kemal (Bereketli Yapraklar Üzerinde), Yaşar Kemal (İnce Memed, Teneke) ve Kemal Tahir’in (Sağırdere) köye toplumcu bir bakış açısıyla yaklaşan yapıtları izler. 1960’a gelirken, Reşat Enis, Kemal Bilbaşar, Samim Kocagöz, İlhan Tarus, Orhan Hançerlioğlu, Talip Apaydın, Sunullah Arısoy, Necati Cumalı, Fakir Baykurt gibi sanatçıların öykü ve romanlarıyla köyü konu alan zengin bir yazın oluşmuştur. Yanlış bir deyimlemeyle köy romanı olarak anılan bu dönem yapıtlarında, en çok kalıplaşmış bir tiplemeye gidilmesi eleştirilmiş, kimi öykü ve romanlarda bölgesel konuşma özelliklerine, ağıza yer verilmesi anlatım dili olarak yanlış bulunmuştur. Gerçekten, bu yapıtlarda basmakalıp tipler yinelenmiş, köyün ve köylünün sorunlarına, bir bakıma bilimsellikten uzak coşumcu çözümler getirildiği ya da gerçekliğin yanlış kavrandığı olmuştur. Ama ne kötü örnekler, ne de bakış açısının gelişmememişliğinden doğan yetersizlikler, köy konu edinen yazını olumsuzlamaya yetmez. Bu yapıtlarla, en azından köy ve köylü gerçek boyutlarıyla yazınımıza girmekle kalmamış, toplumcu gerçekçi çizgide de bir aşama geçilmiştir. Nitekim 1960’tan sonra düşünsel ortamın gelişimine bağlı olarak yazının da toplumsal gerçekliği daha bilinçli bir bakış açısıyla kavramaya çalıştığı, yazınsal birikimi değerlendirerek kendini aştığı görülür.
6 | S a y f a 
Nazım Hikmet RAN
Bazı eserleri Memleketimden İnsan Manzaraları Kafatası Unutulan Adam Taranta Babu'ya Mektuplar Ferhad ile Şirin Kurtuluş Savaşı Destanı Kız Çocuğu Tahir ile Zühre Şeyh Bedrettin Destanı Sevdalı Bulut, (Tiyatro oyunu)
Oyunları Kafatası (1932) Bir Ölü Evi (veya Merhumun Hanesi) (1932) Unutulan Adam (1935) Ferhat ile Şirin (1965) Sabahat (1965) İnek (1965) Ocak Başında / Yolcu (iki oyun birarada), (1966) Yusuf ile Menofis (1967) Yolcu
Lüküs Hayat (operet)
Şiir kitapları 835 Satır, (1929) Jokond ile Si-Ya-u, (1929) Varan 3, (1930) 1 + 1 = 1, (1930) Sesini Kaybeden Şehir, (1931) Benerci Kendini Niçin Öldürdü, (1931) Gece Gelen Telgraf, (1932) Taranta Babu'ya Mektuplar, (1935) Portreler, (1935) Simavna Kadısı Oğlu Şeyh Bedreddin Destanı (1936) Saat 21-22 Şiirleri, (1965) Kurtuluş Savaşı Destanı, (1965) Şu 1941 yılında Dört Hapishaneden, (1966) Rubailer, (1966) Memleketimden İnsan Manzaraları (İlk bölüm), (1966) Memleketimden İnsan Manzaraları, (1966-1967) Kuvayi Milliye, (1968)
Romanları
Kan Konuşmaz, (1965)
Yeşil Elmalar (yedi yazardan derleme), (1965)
Yaşamak Güzel Bir Şey Be Kardeşim, (1967)
Ivan Ivanovic Var mıdır Yok mudur?, ()
Öteki Defterler (yarım kalmış Orası ve Zeytin ve Üzüm Adası isimli romanları, 2008)
Toplumsal Gerçekçi
7 | S a y f a 
Rıfat Ilgaz Şiir kitapları Yarenlik (1943): 1946'da ikinci basımı yapıldı. Sınıf (1944): Kovuşturmaya uğradı. 6 ay hapis yattı. Yaşadıkça (1947): Toplatıldı. Devam (1953): Toplatıldı. Üsküdarda Sabah Oldu (1954) Soluk Soluğa (1962): Yeni şiir çok azdır, genellikle derleme. Karakılçık (1969) Uzak Değil (1971) Güvercinim Uyur mu (1974) Kulağımız Kirişte (1983) Ocak Katırı Alagöz (1987) Çocuk Bahçesi (1995): Çocuklar için şiirler Bütün Şiirleri (1983): 9 cilt olarak Bütün Şiirleri: 1927-1991 (2004 Öykü kitapları Radarın Anahtarı (1957) Don Kişot İstanbul'da (1957) Kesmeli Bunları (1962) Nerde O Eski Usturalar (1962) Saksağanın Kuyruğu (1962) Şevket Ustanın Kedisi (1965) Garibin Horozu (1969) Altın Ekicisi (1972) Palavra (1972): Önceden Don Kişot İstanbul'da adıyla yayınlandı. Tuh Sana (1972) Çatal Matal Kaç Çatal (1972) Bunadı Bu Adam (1972) Keş (1972) Al Atını (1972) Hababam Sınıfı Uyanıyor (1972) Hababam Sınıfı Baskında (1972) Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı (1972) Rüşvetin Alamancası (1982) Sosyal Kadınlar Partisi (1983) Çalış Osman Çiftlik Senin (1983)
Romanları Hababam Sınıfı (1957): Pijamalılar. Karadenizin Kıyıcığında (1969) Halime Kaptan (1972) Meşrutiyet Kırathanesi(1974) Karartma Geceleri (1974): Yusuf Kurçenli tarafından filmi çekildi. Başrolünü Tarık Akan oynadı. Sarı Yazma (1976) Yıldız Karayel (1981) Apartıman Çocukları (1984) Hoca Nasrettin ve Çömezleri (1984) Hababam Sınıfı İcraatın İçinde (1987) Anı kitapları Yokuş Yukarı (1982) Kırk Yıl Önce Kırk Yıl Sonra (1986) Dördüncü Bölük (1992): Damian Croft tarafından İngilizce'ye çevrildi, Milet Publishing tarafından yayınlandı. Köşe Yazarlığı Nerde Kalmıştık Cart Curt Şeker Kutusu (1990)
Toplumsal Gerçekçi
8 | S a y f a 
Ahmet Arif Şiir kitapları Hasretinden Prangalar Eskittim Yurdum Benim Şahdamarım Hani Kurşun Sıksan Geçmez Geceden Hasretinden Prangalar Eskittim İçerde Kara Karanfil Sokağı Leylim Leylim Merhaba Otuz Üç Kurşun Sevdan Beni Suskun Unutamadığım Uy Havar! Vay Kurban Şiirlerinden bazıları Akşam Erken İner Mahpushaneye Anadolu Ay Karanlık Bu Zindan Bu Kırgın Bu Can Pazarı Diyarbekir Kalesinden notlar ve Adiloş Bebenin Ninnisi Yalnız Değiliz
Toplumsal Gerçekçi
Kemal Tahir
Sağırdere, Esir Şehrin İnsanları, Devlet Ana, Rahmet Yolları Kesti, Yedi Çınar Yaylası, Yol Ayrımı, Yorgun Savaşçı…(roman)…
Toplumsal Gerçekçi
Orhan Kemal
Ekmek Kavgası, Mahalle Kavgası, Önce Ekmek, Babil Kulesi, Kardeş Payı..(öykü)
Toplumsal Gerçekçi
Baba Evi, Avare Yıllar, Cemile, Eskici ve Oğulları, Gurbet Kuşları,…(roman)
Sait Faik Abasıyanık
Semaver, Sarnıç, Son Kuşlar, Alemdağ’da Var Bir Yılan, Şahmeran, Mahalle Kahvesi, Havada Bulut, Havuz Başı, Kumpanya…(öykü)
Medar-ı Maişet Motoru, Kayıp Aranıyor, Yaşamak Hırsı
(roman)
Şimdi Sevişme Vakti
(şiir)
Sabahattin Ali
Kuyucaklı Yusuf, İçimizdeki Şeytan..
(roman)
Değirmen, Kağnı, Sırça Köşk, Yeni Dünya
(öykü)
Dağlar ve Rüzgar, Kurbağaların Serenadı..
(şiir)
Toplumsal Gerçekçi
Peyami SAFA
Fatih-Harbiye, Yalnızız, Sözde Kızlar, Mahşer, Bir Akşamdı, Bir Tereddütün Romanı, Canan, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Matmazel Noralya’nın Koltuğu, Biz İnsanlar…(roman)
Eğitim-Gençlik-Üniversite, Doğu-Batı Sentezi, Din-İnkılâp-İrtica, Avrupa ve Biz…(inceleme, deneme)
Memduh Şevket Esendal
Mendil Altında, Ev Ona Yakıştı, Otlakçı…(öykü)
Ayaşlı ve Kiracıları, Miras, …(roman)
9 | S a y f a 
Abdülhak Şinasi Hisar
Fehim Bey ve Biz, Çamlıca’daki Eniştemiz,..(roman)
Boğaziçi Mehtapları, Boğaziçi Yalıları, Geçmiş Zaman Köşkleri, İstanbul ve Pieere Loti..(anı,daneme)
Aşk İmiş Her Ne Var Alemde, Geçmiş Zaman, Fıkraları(antoloji)
Neyzen Tevfik
Hiç, Azab-ı Mukaddes
Fakir Baykurt
Romanları Yılanların Öcü (1954) Irazcanın Dirliği (1961) Onuncu Köy (1961) Amerikan Sargısı (1967) Tırpan (1970) Köygöçüren (1973) Keklik (1975) Kara Ahmet Destanı (1977) Yayla (1977) Yüksek Fırınlar (1983) Koca Ren (1986) Yarım Ekmek (1997) Kaplumbağalar (1980)
Çocuk Kitapları
Topal Arkadaş
Yandım Ali
Sakarca
Sarı Köpek
Dünya Güzeli (1985)
Saka Kuşları (1985)
Öyküleri Çilli (1955) Efendilik Savaşı (1959) Karın Ağrısı (1961) Cüce Muhammet (1964) Anadolu Garajı (1970) On Binlerce Kağnı (1971) Can Parası (1973) İçerdeki Oğul (1974) Sınırdaki Ölü (1975) Gece Vardiyası (1982) Barış Çöreği (1982) Duirsbug Treni (1986) Bizim İnce Kızlar (1992) Dikenli Tel (1998)
Toplumsal Gerçekçi
Toplum ve Eğitim Yazıları
Efkar Tepesi (1960)
Şamaroğlanları (1976)
Kerem ile Aslı (1974)
Kale Kale (1978)
Kaplumbağalar (1980)
Şiir
Bir Uzun Yol
Dostluğa Akan Şiirler
Necati CUMALI
Mine, Nalınlar, Derya Gülü, Yaralı Geyik…(oyun)
Susuz Yaz, Yalnız Kadın, Ay Büyürken..(öykü)
Tütün Zamanı, Yağmurlar ve Topraklar, Acı Tütün, Aşk Da Gezer..(roman)
Haldun TANER
Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım, Eşeğin Gölgesi, Fazilet Eczanesi…(oyun)
Şişhane’ye Yağmur Yağıyordu, On İkiye Bir Var, Kızıl Saçlı Amazon, Yaşasın Demokrasi, Ay şığında Çalışkur, Sancho’nun Sabah Yürüyüşü(öykü)
Keşanlı Ali Destanı,
(epik tiyatro)
(Türünün ilk örneğidir.)
10 | S a y f a 
Salah BİRSEL
Şiir kitapları Dünya İşleri (1947) Hacivat'ın Karısı (1955) Ases (1960) Kikirikname (1961) Haydar Haydar (1972) Köçekçeler (Bütün Şiirleri, 1981) Varduman (Son dönem şiirleri, 1993) (Necatigil Şiir Ödülü) Sevdim Seni Ey İnsan Baş Ve Ayak Seçme Şiirler Rumba Da Rumba
Denemeleri 1001 Gece Denemeleri adı altında yayınlanan denemeleri:
Kurutulmuş Felsefe Bahçesi ,Yapıştırma Bıyık [[Paf ve Puf]] [[Şiir ve Cinayet ,Halley Kimi Kurtarır ,Amerikalı Tolstoy, Bir Zavallı, Sarı At, Şişedeki Zenci Asansör, Kediler,Hafiyeler Önde Gider Salâh Bey Tarihi adı altında yayınlanan denemeleri:
Kahveler Kitabı ,Ah Beyoğlu Vah Beyoğlu ,Boğaziçi Şıngır Mıngır ,Sergüzeşt-i Nono Bey ve Elmas, Boğaziçi İstanbul-Paris]]
11 | S a y f a 
Aziz NESİN
Zübük, Tatlı Betüş, Şimdiki Çocuklar Harika, Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz…(roman)
Damda Deli Var, Gıdıgıdı, Nazik Alet, Yaşasın Memleket, Kördöğüşü…(öykü)
Hadi Öldürsene Canikom..(oyun)
Toplumsal Gerçekçi
Yaşar Kemal
İnce Memed, Yılanı Öldürseler, Yer Demir Gök Bakır, Üç Anadolu Efsanesi, Ağrı Dağı Efsanesi, Binboğalar Efsanesi, Çakırcalı Efe, Yusufçuk Yusuf,Fırat Suyu Kan Akıyor, Allah’ın Askerleri,Sarı Sıcak….(roman,öykü)
Toplumsal Gerçekçi
Tarık BUĞRA
Küçük Ağa, Osmancık, Firavun İmanı, Gençliğim Eyvah, Yağmur Beklerken, Yalnızlar…(roman)
İbiş’in Rüyası, Ayakta Durmak İstiyorum..(oyun)….
Yarın Diye Bir Şey Yoktur, Oğlumuz,..(öykü
Cahit KÜLEBİ
Adamın Biri, Atatürk Kurtuluş Savaşı’nda, Rüzgar,…(şiir)
Arif Nihat ASYA
Bir Bayrak Rüzgar Bekliyor, Dualar ve Aminler, Heykeltıraş, Yastığımın Rüyası, Ayetler…(şiir)
Cevat Şakir KABAAĞAÇLI (Halikarnas Balıkçısı)
Aganta Burina Burinata, Uluç Reis, Turgut Reis…(roman)
Ege Kıyılarında, Merhaba Akdeniz, Ege’nin Dibi, Yaşasın Deniz, Gülen Ada,……(öykü)
Anadolu Efsaneleri, Anadolu Tanrıları, Hey Koca Yurt, Anadolu’nun Sesi…(mitoloji, inceleme, deneme)
Samim KOCAGÖZ
Çocuk Kitapları:
Nasrettin Hoca (1970)
Hikâye Kitapları:
Telli Kavak (1941), Sığınak (1946), Sam Amca (1952), Cihan Şoförü (1954), Ahmet′in Kuzuları (1958), Yolun Üstündeki Kaya (1964), Yağmurdaki Kız (1967), Alandaki Delikanlı (1978), Koca Tülü (1982), Gecenin Soluğu (1985)
Eserleri Roman:
İkinci Dünya (1938), Bir Şehrin İki Kapısı (1948), Yılan Hikâyesi (1954), Onbinlerin Dönüşü (1957), Kalpaklılar (1962), Doludizgin (1963), Bir Karış Toprak (1964), Bir Çift Öküz (1970), İzmir′in İçinde (1973), Tartışma (1974), Mor Ötesi (1986), Eski Toprak (1988), Bütün Öyküleri (1991)
Deneme/İnceleme/Eleştiri:
Zarkanat (1981), Roman ve Yazarlık Onuru (1983) Günce/Anı/Gezi: Bu da Geçti Yahu (1990)
Toplumsal Gerçekçi
Falih Rıfkı ATAY
-Babanız Atatürk
-Çankaya
-Zeytindağı
-Mustafa Kemal'in Mütareke Defteri
-Ateş ve Güneş
-Pazar konuşmaları(anı)
-Batış yılları(anı)
12 | S a y f a 
Necip Fazıl KISAKÜREK
Eserleri
1. Cinnet mustatili (Yılanlı Kuyudan)
2. Nam-ı Diğer Parmaksız Salih
3. Bir Adam Yaratmak
4. Çile (şiir)
5. Kafa Kâğıdı
6. O ve Ben
7. Yunus Emre - Kanlı Sarık
8. At'a Senfoni
9. Para - Mukaddes Emanet
10. Sahte Kahramanlar - İman Ve Aksiyon - Özlediğimiz Nesil - İslam Ve Öbürleri
11. Hazret-i Ali
12. Tanrı Kulundan Dinlediklerim
13. İhtilal
14. Moskof
15. Tohum - Künye
16. Aynadaki Yalan
17. Reis Bey - Parmaksız Salih
18. Batı Tefekkürü ve İslam Tasavvufu
19. Babıali
20. Sosyalizm Komünizm ve İnsanlık
21. Hitabeler
22. Peygamber Halkası
23. İbrahim Ethem - Abdülhamid Han - Siyah Pelerinli Adam
24. Hesaplaşma - Tarihte Yobaz Ve Yobazlık - Türkiye Ve Komünizm
25. Esselam
26. Dünya Bir İnkılap Bekliyor - Yolumuz, Halimiz, Çaremiz - Ruh Muvazenesi - Her Cephesiyle Komünizm
27. Hac
28. Tarih Boyunca Büyük Mazlumlar
29. Türkiye'nin Manzarası
30. Çerçeve - 1
31. Nur Harmanı
32. İman ve İslam Atlası
33. Müdafaalarım
34. Veliler Ordusundan 333 (Halkadan Pırıltılar)
35. Benim Gözümde Menderes
36. İdeolocya Örgüsü
37. Mümin Kafir - Vecdimin Penceresinden - Bir Pırıltı Binbir Işık
38. Senaryo Romanlarım: Sen Bana Ölümü Yedirdin - Deprem (Çile) - Katibim - Villa Semer - Vatan Şairi Namık Kemal - Canım İstanbul - Ufuk Çizgisi - Son Tövbe - En Kötü Patron
39. Çöle İnen Nur
40. Son Devrin Din Mazlumları
41. Öfke ve Hiciv
42. Sabır Taşı - Ahşap Konak
43. Ulu Hakan II. Abdülhamid Han
44. Başbuğ Velilerden 33 (Altun Halka)
45. Çerçeve - 2
46. Konuşmalar
47. Rabıta-i Şerife
48. Doğru Yolun Sapık Kolları
49. Başmakalelerim - 1
50. Tasavvuf Bahçeleri
51. Çerçeve - 3
52. Namık Kemal
53. Hücum ve Polemik
54. Rapor - 1 - Rapor - 2 - Rapor - 3
55. Rapor - 4 - Rapor - 5 - Rapor - 6
56. Rapor - 7 - Rapor - 8 - Rapor - 9
57. Rapor - 10 - Rapor - 11 - Rapor - 12 - Rapor - 13
58. Yeniçeri
59. Reşahat
60. Başmakalelerim - 2
61. Mektubat
62. Başmakalelerim - 3
63. Çerçeve - 4
64. Gönül Nimetleri
65. Edebiyat Mahkemeleri - Doğu Edebiyatı - Dil Raporları -
66. Çerçeve - 5
67. Hadiselerin Muhasebesi . 1
68. Sakarya Türküsü
69. Kaldırımlar
70. Vahdeddin
13 | S a y f a 
Ahmet Kutsi TECER
En çok bilinen "Orada Bir Köy Var Uzakta" adlı şiirini babasının memleketi olan Apçağa Köyü (Erzincan/Kemaliye) için yazmıştır.
Nerdesin
Tiyatro Eserleri
Tecer,tiyatro oyunları yazarak Türk Edebiyatı'ndaki büyük bir boşluğu doldurmuştur ve tiyatrocu kimliğini ispat etmiştir.
1. Köşebaşı:İlk defa İstanbul Şehir Tiyatrosu'nda oynanmıştır.The Neighbourhood adıyla İngilizce'ye çevrilmiş,ABD'de sahneye konmuştur.1964 yılında Ankara'da basılmıştır.
2. Koçyiğit Köroğlu: İlk defa Ülkü'de yayınlanmıştır.Ankara Devlet Tiyatrosu'nda 1949 ve 1961 yıllarında sahnelenmiştir.
3. Yazılan Bozulmaz:1946'da Ankara Devlet Konsevatuarı Tatbikat sahnesinde oynanmıştır.
4. Bir Pazar Günü:1957'de Teknik Üniversitesi Tiyatrosu;1959'da genç oyuncular bu oyunu sahneye koymuşlardır.
5. Satılık Ev:1961'de İstanbul Şehir Tiyatrosu'nda sahnelenmiştir.
Ahmet Hamdi TANPINAR
Roman Huzur, 1949; Dergâh Yay. 2004; Saatleri Ayarlama Enstitüsü, 1962, Dergâh Yay. 2004; Sahnenin Dışındakiler, 1973; Mahur Beste, (1975), Dergâh Yay. 2003; Aydaki Kadın, (1986) Ayna,(1950)
Deneme Beş Şehir, 1946; Dergâh Yay. (2004) Yahya Kemal, (1961) Edebiyat Üzerine Makaleler, (1969),(ölümünden sonra derlenmiştir) Yaşadığım Gibi, (1971)
İnceleme XIX. Asır Türk Edebiyatı Tarihi, (1949)
Ahmet Muhip DIRANAS
Şiir Şiirler (1974) Kırık Saz (1975 T. Fikret'ten). Fahriye Abla
Oyun Gölgeler (1947) O Böyle İstemezdi (1948 - Bu iki oyun Devlet Tiyatrosu ile İstanbul Şehir Tiyatrosu'nda oynanmıştır).
14 | S a y f a 
Fazıl Hüsnü DAĞLARCA Havaya Çizilen Dünya (1935) Çocuk ve Allah (1940) Daha (1943) Çakırın Destanı (1945) Taşdevri (1945) Üç Şehitler Destanı (1949) Toprak Ana (1950) Aç Yazı (1951) İstiklâl Savaşı-Samsun'dan Ankara'ya (1951) İstiklâl Savaşı-İnönüler (1951) Sivaslı Karınca (1951) İstanbul- Fetih Destanı (1953) Anıtkabir (1953) Asu (1955) Delice Böcek (1957) Batı Acısı (1958) Hoo'lar (1960) Özgürlük Alanı (1960) Cezayir Türküsü (1961) Aylam (1962) Türk Olmak (1963) Yedi Memetler (1964) Çanakkale Destanı (1965) Dışardan Gazel (1965) Kazmalama (1965) Yeryağ (1965) Vietnam Savaşımız (1966) Açıl Susam Açıl (1967) Kubilay Destanı (1968) Haydi (1968) 19 Mayıs Destanı (1969) Hiroşima (1970) Malazgirt Ululaması (1971) Kuş Ayak (1971) Haliç (1972) Kınalı Kuzu Ağıdı (1972) Bağımsızlık Savaşı-Sakarya Kıyıları (1973) Bağımsızlık Savaşı-30 Ağustos (1973) Bağımsızlık Savaşı-İzmir Yollarında (1973) Gazi Mustafa Kemal Atatürk (1973) Arka Üstü (1974) Yeryüzü Çocukları (1974) Yanık Çocuklar Koçaklaması (1976) Horoz (1977) Hollandalı Dörtlükler (1977) Balinayla Mandalina (1977) Yazıları Seven ayı (1978) Göz Masalı (1979) Yaramaz Sözcükler (1979) Çukurova Koçaklaması (1979) Şeker Yiyen Resimler (1980) Cinoğlan (1981) Hin ile Hincik (1981) Güneş Doğduran (1981) Çıplak (1981) Yunus Emre'de Olmak (1981) Nötron Bombası (1981) Koşan Ayılar Ülkesi (1982) Dişiboy (1985) İlk Yapıtla 50 Yıl Sonrakiler (1985) Takma Yaşamalar Çağı (1986) Uzaklarla Giyinmek (1990) Dildeki Bilgisayar (1992)
Behçet NECATİGİL
Şiir kitapları Kapalı çarşı (1945) Çevre (1951) Evler (1953) Eski Toprak (1956) Arada (1958) Darçağ (1960) Yaz Dönemi (1963) Divançe (1965) İki Başına Yürümek (1968) En/Cam (1970) Zebra (1973) Kareler Aklar (1975)
Ailesi ölümünden sonra, Necatigil Şiir Ödülü'nü her yıl verilmek üzere oluşturdu. Ayrıca Kabataş Erkek Lisesi 3 Fen-F sınıfına Behçet Necatigil Dersliği adı verildi.
Behçet Necatigil, (d. 16 Nisan 1916, İstanbul - ö. 13 Aralık 1979, İstanbul)
İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu ve edebiyat bölümünden mezun oldu. Kars'ta, Zonguldak'ta, Kabataş Erkek Lisesi'nde ve İstanbul Eğitim Fakültesi'nde edebiyat öğretmenliği yaptı. Kabataş Erkek Lisesi'nde Demir Özlü, Hilmi Yavuz gibi yazar ve şairlerin öğretmeni oldu.
İlk şiiri, lise öğrencisi olduğu yıllarda Varlık Dergisi'nde çıktı. O tarihten ölümüne kadar hep eserler verdi. Şiirlerinde evler, aile, çevre, aşk, bunalım, hastalık, yalnızlık ve ölüm temalarını işledi. Eski ve yeni kelimeleri ustaca şiirine yerleştirdi. Sağlam ve tutarlı bir şiir dünyası oldu.
Şiir kitapları dışında, düz yazılarını topladığı Bile/Yazdı adlı eseri de bulunmaktadır. Almanca'dan çeviriler yapan Necatigil, radyo oyunları da yazmıştır. Bu alandaki çalışmalarını; Yıldızlara Bakmak (1965), Gece Alevi (1967), Üç Turunçlar (1970), Pencere (1975) kitaplarında topladı.
15 | S a y f a 
Yahya Kemal BEYATLI
ŞİİR: -Kendi Gök Kubbemiz (1961) -Eski Şiirin Rüzgârıyla (1962) -Rubailer ve Hayyam Rubailerini Türkçe Söyleyiş (1963) -Bitmemiş Şiirler (1976)
Şairi öz (Saf) şiir anlayışı içinde görürüz…
DÜZYAZI: Aziz İstanbul (1964) Eğil Dağlar (1966) Siyasi Hikâyeler (1968) Siyasi ve Edebi Portreler (1968) Edebiyata Dair (1971) Çocukluğum Gençliğim Siyasi ve Edebi Hatıralarım (1973) Tarih Muhasebeleri (1975) Mektuplar-Makaleler (1977)
16 | S a y f a 
Garip Akımı (1940 lı yıllar)
Yalnız eski şiire değil, Nazım Hikmet şiirine de tepki olan Garip akımı üç ozanın adına bağlanır: Orhan Veli Kanık, Oktay Rifat, Melih Cevdet Anday. Üç arkadaş Varlık dergisinde ölçüsüz, uyaksız, şairanelikten uzak yeni bir şiir akımı başlatır (1936), bu yoldaki şiirlerini Garip adlı bir kitapta toplarlar (1911). Garipçiler adıyla anılmalarının nedeni de budur. Yeni akımı özellikle Nurullah Ataç destekler. garip devinimi birçok genç izleyici bulduğu gibi, dönemin ünlü ozanlarını da etkiler. Orhan Veli’nin yazdığı "Garip" önsözü bir bakıma bu yeni şiir deviniminin bildirisidir. Ama üç ozanın birlikteliği uzun sürmez. Kitabın ikinci basımı yalnız Orhan Veli’nin şiirleriyle yayımlanır (1945). Ayrıca Orhan Veli, kitabına "Garip İçin" başlıklı ikinci bir önsöz eklemek gereğini duyar. Nitekim Garip devinimi sonraları, gerek bu nedenle, ama asıl Melih Cevdet ve Oktay Rifat’ı şiiri ayrı bir çizgide sürdürmeleri sonucu Orhan veli’nin adına bağlanmıştır.
Garipçilerin dayandıkları ilkeler kısaca şöyle özetlenebilir: "Konuşma dilinin doğallığı içinde şiirsel deyişleri bulmak, gündelik yaşamın sorunlarına ve küçük adamlara eğilmek, söylev havasından kurtulmak, süslerle söz oyunlarından yardım beklememek, ölçü-uyak-biçim tutsaklığında nazım kolaylığına düşmemek, dünya görüşlerine bağlı kalarak yaşamak ve özgürce yazmak." (Rauf Mutluay). Ama Orhan Veli’nin kendisi de kitabının ikinci basımında sanat anlayışını gözden geçirmek gereğini duyacaktır. Özellikle şiirsel gelenek, biçim konularında daha esnek bir tutuma girmiştir. Nitekim ikinci kitabı Vazgeçemediğim’den (1945) başlayarak şiirini değiştirdiği görülür. "Kimi şiirlerde akıl çizgisinden duygu çizgisine kayılır, mizah ve şaşırtma bırakılır, yer yer uyağa ve sıfata başvurulur, sözcük tekrarlarından, müzikten yararlanılır. Hepsinden önemlisi, halk şiirinin dil ve deyişine özenilir" (Asım Bezirci). En ilginç gelişme ise özdedir: Toplumcu şiire yaklaşır Orhan Veli de. Garip devinimi, gerek ilk yıllarında, gerekse sonraları, değişik sanat anlayışlarına bağlı olanlarca değişik biçimlerde değerlendirilmiştir. Geleneğe bağlı olanlar, Orhan Veli ve arkadaşlarını şiiri ayağa düşürmekle suçlarken; toplumcular, Garipçileri, toplumcu şiiri engelleyen, yozlaştırmayı amaçlayan ve küçük burjuva duyarlığını geliştirmeye çalışan bir devinimin başlatıcısı olarak gördüler. Yazın tarihçileri ise, Garip devinimini genellikle yeni şiirin başlangıcı saydılar. Bugün de bu tutumların pek değiştiği söylenemez. Ama nesnel bir değerlendirmeyle, Garip deviniminin Türk şiirinin gelişim sürecinde önemlice bir yeri olduğunu söylemek gerekmektedir. Doğrudur; toplumcu şiirin yasaklanmaya çalışıldığı, toplumcu ozanların kovuşturulduğu ve Nazım Hikmet’in susturulduğu bir dönemde Garip’in yeşermesi rastlantı sayılamaz. Orhan Veli ve arkadaşlarının "serbest nazım" anlayışıyla şiirler yazmaları, bu alanda en çok Nurullah Ataç’tan destek görmeleri sanatın siyasal dışı tutulması eğiliminin iktidarca da desteklenmesi sonucudur. Ama bu, konunun olumsuz görünen bir yüzüdür. Öteki yüzde ise, Türk şiirinin yeni biçim ve söyleyiş olanaklarıyla zenginleştirilmesi, sokaktaki insanın duyarlığına açılması, gündelikleştirilmesi vardır. Garip’in Birinci Yeni olarak adlandırılmasıdır. Türk şiirinin Tanzimat döneminde başlayan yenileşme sürecinde, Garip beşinci, altıncı yeniliktir. Cumhuriyet sonrası alındığında da yeni Türk şiirinin kurucusu Nazım Hikmet’tir. Garip ise bu yenileşme sürecinde bir ayrıntıdır. Ama bütünün onsuz olamayacağı bir ayrıntı.
Orhan Veli
KANIK
Şiir kitapları
Garip (1941, Resimli Ay Matbaası)
Vazgeçemediğim
Destan Gibi
Yenisi
Karşı
Bütün Şiirleri
Hikâye/Şiir
Nasreddin Hoca Hikâyeleri
Nesir Yazıları
Edebiyat Dünyamız
Bütün Yazıları
1950 de Orhan Veli’nin ölümüyle grup dağılır.
17 | S a y f a 
Oktay Rıfat
HOROZCU
Şiir Garip Yaşayıp Ölmek Aşk ve Avarelik Üstüne Şiirler (1945) Güzelleme (1945) Aşağı Yukarı (1952) Karga ile Tilki (1954) Perçemli Sokak (1956) Âşk Merdiveni (1958) İkilik (Aşağı Yukarı ve Karga ile Tilki'nin ikinci baskısı,1963) Elleri Var Özgürlüğün (1966) Şiirler (1969) Yeni Şiirler (1973) Çobanıl Şiirler (1976) Bir Cıgara İçimi (1979) Elifli (1980) Denize Doğru Konuşma (1982) Dilsiz ve Çıplak (1984) Koca Bir Yaz (1987) Bütün Şiirleri (1991)
Roman Bir Kadının Penceresinden (1976) Danaburnu (1980) Bay Lear (1982)
Tiyatro Oyunu Birtakım İnsanlar (1961) Kadınlar Arasında ya da Fettah Paşalar (1966) Atlarla Filler ya da Dirlik Düzenlik (ilk yayınlanışı 1988) Çil Horoz (ilk yayınlanışı 1988) Yağmur Sıkıntısı (ilk yayınlanışı 1988)
Melih Cevdet
ANDAY
Şiir Garip (1941, Orhan Veli ve Oktay Rifat'la birlikte) Rahatı Kaçan Ağaç (1946) Telgrafhane (1952) Yanyana (1956) Kolları Bağlı Odysseus (1962) Göçebe Denizin Üstünde (1970) Teknenin Ölümü (1975) Sözcükler (1978, toplu şiirler) Ölümsüzlük Ardında Gılgamış (1981) Tanıdık Dünya (1984) Güneşte (1989) Yağmurun Altında (1995) Yalan Şinanay
Roman Zifaftan Önce (1957 - Murat Tek adıyla) Yağmurlu Sokak (1959 - Murat Tek adıyla) Dullar Çıkmazı (1962 - Murat Tek adıyla) Bir Gecede Üç Erkek (Murat Tek adıyla) Aylaklar (1965) Gizli Emir (1970) İsa'nın Güncesi (1974) Raziye (1975)
18 | S a y f a 
GARİP DIŞINDA YENİLİĞİ SÜRDÜREN ŞİİR
Hisarcılar (1950’den 1980’ne kadar…)
Hazırlıklarına 1949 yılı sonlarında, "eski şiirimizden, millî kültür ve edebiyatımızdan kopmadan yeni ve güzel bir şiir sergilemek, o yıllarda şiirimizi çıkmaza sokanlara ve yozlaştıranlara karşı çıkmak ve tavır almak'" parolasıyla başlanan Hisar dergisi, ilk sayısını 16 Mart 1950'de yayımlamıştır.
1940 sonrasında GARİP şiirine ilk tepki 1950 yılında çıkmaya başlayan HİSAR dergisi etrafında toplanan bir grup şair tarafından ortaya konmuştur. * Onlara göre başka ulusları taklit ederek ulusal bir sanat oluşturulamaz. * Yeni bir sanat oluşturmak için mutlaka eskisini reddetmek gerekmez. * Yenilik eskisinin içinden doğmalıdır. * Sanat ideolojinin baskısı altında olmamalı, belli bir dünya görüşünün propagandasını yapmamalıdır. * Şiirde öztürkçeci ve tasfiyeci olmamalıdır. * Hisar şairlerini memleketçi şiirin takipçisi görebiliriz. Geleneği reddeden Garip Akımına ve ideolojik şiire yönelen Nazım Hikmet’e karşı çıkmışlardır.
Yayın hayatını iki dönem halinde sürdüren Hisar dergisi, birinci yayın döneminde (Ocak 1957'ye kadar) 75; ikinci yayın döneminde de (Ocak 1964'ten Aralık 1980'e kadar) 202 olmak üzere toplam 277 sayı çıkmıştır. Atatürk'ün doğumunun 100. yıldönümü dolayısıyla Kültür Bakan-lığı'nın dokuz dalda açtığı yarışmalarda, şiir dalında "Kuşlar ve İnsanlar" kitabıyla birincilik ödülünü kazanan Hisar’ın kurucu şairlerinden Mustafa Necati Karaer, derginin çıkış gerekçelerini şöyle anlatır: Garipçilerin başlattığı şiir akımının "yalana dolmaları" karın doğurmasa bile, şiirden nasibi olanları şiirden ve edebiyattan uzaklaştırıyor ve hareket devam ediyordu. Bu durum karşısında yapılacak tek iş, tek çare, inandığımız yolda bir edebî dergi çıkarmaktı. Öyle bir dergi ki, Türk şiirini yıkmak isteyenlerin karşısına bir kale gibi dikilsin, taklitçiliğe sapma¬dan millî kültürümüzden güç alsın ve "geçmiş'le "gelecek" arasında bir köprü olsun. İşte, kendi inançlarımız ve sanat anlayışımız doğrultusunda bir fikir, sanat ve edebiyat dergisi çıkarma kararımız, özetle belirtmeye çalıştığım ihtiyaçtan doğmuştur (1983: 41). Hisarcılar, derginin ilk sayısında yayımlanacak bir bildiriyle "neler yapacaklarını açıklamak" yerine, zaman içerisinde "neler yapacaklarını gösterme" nin daha doğru olacağına inan. 26 Aralık 1966'da Ankara Radyosu'nca hazırlanan bir programda derginin sanat anlayışını ve belli başlı ilkelerini ortaya koyan açıklama, derginin kuruluşundan 17 yıl sonra yapılır. Hisar’ın kuruluşunun, sorunlarının, dil anlayışının ve sanat ilkele¬rinin tanıtıldığı programa dergiyi temsilen Munis Faik Ozansoy, Mehmet Çınarlı, İlhan Geçer, Mustafa Necati Karaer, Gültekin Sâmanoğlu ve Nevzat Yalçın katılmışlardır. "Radyoda Hisar Saati" programında açıklanan bu ilkeler, daha sonra Hisar dergisinin 113. ve 114. (Şubat, Mart 1967) sayılarında da topluluğun bir tür geciken bildirisi olarak dört madde halinde yayımlan¬mıştır: 1. "Sanatçının Dili Yaşayan Dil Olmalıdır". Aksi takdirde, ister es¬ki, ister yeni olsun, ölü kelimelerden doğan her eser yeni nesilleri birbirinden ayırır. Türk sanatına ve kültürüne olumlu katkıda bulunamaz. Bu ilkeyle ilgili olarak Hisarcıların, özellikle Birinci Yeni ve ikinci Yeni sanatçılarına yönelttikleri eleştiriler şöyle sıralanabilir: Ağza alınmayacak kadar kaba ve çirkin kelimeleri bol bol kullanmak, dil akışına uymayan uydurma kelimeleri inatla ve ısrarla kullanmak, büyük harf-küçük harf kurallarına boş vermek, noktalama işaretlerini kaldırmak, cümle tekniğine kulak asmamak. 2. "Sanatçı Bağımsız Olmalıdır". Zira, onun eseri, siyasî sistemlerin de, ekonomik doktrinlerin de propaganda aracı değildir. 3. "Sanat Millî Olmalıdır". Çünkü kendi milletinden kopmuş b' sanatın milletlerarası bir değer kazanması beklenemez. 4. "Sanatta Yenilik Asıldır". Ne var ki, bu yenilik arayışı eskinin ret ve inkârı şeklinde yorumlanmamalıdır. Dünden kuvvet alarak yarın da kolay kolay eskimeyecek bir yenilik anlayışı ilke edinilmiş; mutlaka serbest şekilli şiir yazmak, şiiri nesre ve hikâyeye yaklaştırmak, heceyi ve aruzu ölü vezinler olarak görmek gibi ısrarcı yaklaşımların doğru olmadığı savunulmuştur. Toplumcu Gerçekçi, Garip ve ikinci Yeni gibi şiir hareketlerini de açlığı ve sefaleti dile getirdikleri, gençliğin şehevî
19 | S a y f a 
arzularını kamçıladıkları, amaçlı olarak aile ve diğer toplumsal kurumları hiçe saydıkları iddialarıyla eleştirmişlerdir. Hisarcılar, Türk şiirinde görülen yenilik hareketlerinde sanatçıların "dil, şekil ve konu" karşısındaki tutumlarını belirleyen iki kutup olduğunu savunurlar (bkz.: Karaer 1960: 37-38): Bu kutuplardan birini, her faklılaşma ve değişmeyi şiirde yenilik sayanlar oluştururken; diğerini de, -tek başına kendilerinin temsil ettiğine inandıkları- bu görüşün aksini iddia edenler oluşturmaktadırlar. Hisarcılara göre şiir dilinde yenilik; şiiri ölü kelimelerden ve terkiplerden kurtarıp sadeleştirmekle, dili basitliğe düşürmeden yaşayan halk diline göre geliştirmekle mümkündür. Uygarlığın ve kültür seviyesinin bir bakıma ölçüsü olarak gördükleri dili kısırlaştırmamak gerektiğine inanmışlar; ancak, masa başında kelime uydurulmasına da karşı çıkmışlardır. Ya¬bancı dillerden alındığı artık fark edilemeyen ve Türkçe karşılığı olmayan kelimelerin çekinilmeden kullanılması gerektiğini savunmuşlardır. Bu gruptaki şairler; vezin konusunda bir dayatmaya karşı olmuşlar, şiir olarak kalabildiği müddetçe aruzu da, heceyi de, serbest şekilli şiiri de kabul ettiklerini belirtmişlerdir. Şiirin şekil özellikleri yönüyle, aruzda ve hecede alışılmış kalıpların çerçevesinden kurtulup yeni söyleyişlere ulaşmasını hedefleyen Hisarcılar, muhteva özellikleri yönüyle de, şiirin konu¬sunun sınırlandırılamayacağını, şiir feda edilmemek şartıyla her konunun işlenebileceğini savunmuşlardır. Zira sanatın her şeyden önce bir hürriyet meselesi olduğunu, ancak, dünyanın hiçbir yerinde ve hiçbir zaman mutlak hürriyet rüzgârı esmediğini belirterek, "hürriyet perdesi arkasında oynanan maksatlı oyunlara pabuç bırakmayacaklarını" da her fırsatta dile getirmişlerdir. Hisarcılar, gecikmeli olarak ilân ettikleri bu ilkelere otuz yıllık yayın hayatı boyunca sıkı sıkıya bağlı kalmışlar ve kendilerini, diğer topluluklara karşı (toplumcu gerçekçiler, Birinci Yeniciler, Maviciler, İkinci Yeniciler) Türk şiirini ve dilini koruyan yegâne "kale" olarak görmüşlerdir.
Mehmet Çınarlı, ilhan Geçer, Munis Faik Ozansoy, Mustafa Necati Karaer, Gültekin Samanoğlu, Nüzhet Erman, Feyzi Halıcı, Yavuz Bülent Bakiler, Coşkun Ertapınar…
İlhan GEÇER
ESERLERİ: ŞİİR: Büyüyen Eller (1954) Belki (1960) Yeşil Çağ
Şiirlerinden Örnekler: -Bir Şehrin Hikâyesi -Hatıralar Şehri -Sonbahar Hüzünleri -Bir Sen Güzelsin -Melankoli -Dönsen Şafaklarla
1917’de İstanbul’da doğdu. Kabataş Lisesi’ni bitirdi. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ne bir yıl devam etti. Basın Yayın Genel Müdürlüğü ve Sosyal Sigortalar Kurumu’nda memurluk yaptı. İlk şiiri 1933 yılında Vakit gazetesinde yayımlandı. 1950’de Hisar dergisini kurdu. Şiir ve eleştirilerini bu dergide yayınladı. Romantik bir ozan. Aşk ve ulusal duyguları yansıtan şiirleriyle tanınır. Şiirlerinin çoğu bestelendi ve sevilen şarkılar olarak halkın diline yerleşti.
Yavuz Bülent BAKİLER
Eserleri Yalnızlık (1962) Duvak (1971) Seninle (1986)
Sivas’ta doğdu. İlk ve orta öğrenimini Sivas’ta yaptı. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Bir ara Ankara Radyosu’nda çalıştı. Kültür Bakanlığı müsteşar yardımcısı olarak görevlendirildi.
Geleneksel şiirimizin öz ve şekil özelliklerini kendi şiir potasında eriterek kişiliğine kavuştu. Şiirlerinde, Anadolu’ya, Anadolu insanına eğilmiş, onların sorunlarını yapıcı bir tavırla dile getirmiştir. Sade ve rahat bir dili, aydınlık bir üslubu vardır. Milli ve manevi değerlere bağlı kalmıştır. Bu tarafı ile, Arif Nihat Asya’nın milli havası, mistik şiirine yakın görünmektedir..
Coşkun Ertapınar
Şair. (1912-9 Ağustos 2005) Günümüz şairlerinden olan Coşkun Ertepınar, 1932’de Sivas Erkek Öğretmen Okulu’nu, 1937’de Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümü’nü bitirdi. Malatya Lisesi ve Şebinkarahisar Ortaokulu Türkçe öğretmeni olarak çalıştı. Ortaokul müdürlüğü, Mili Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Şube Müdürlüğü görevlerinde bulundu. 1968’de Halk Eğitim Genel Müdürü oldu. Bakanlık müşavirliği yaptı. 9 Ağustos 2005 tarihinde Ankara'da vefat etti İlk şiiri 1930’da Muhit dergisinde D.Münir imzası ile çıktı. Geleneğin çizgisinde şiir yazdı.
Yayınlarından bazıları: Dönülmez Zaman İçinde (1949), Tek Adam (1954), Kaderden Yana (1956), Mevsimlerin Ötesinde (1962), Güzel Dünya (1969), Şu Dağlar Bizim Dağlar (1973), Zaman Bahçesinde (1978), Destan Atatürk (1981), Dorukta Rüzgar Var (1986), Sevginin Yedi Rengi (1993), Yunus Bahçesinde Açan Gül (1993), Küçük Dünyamın İçinden (1995).., Çocuklar ve Papatya (1996), Bir Politikacının Anıları Refik Koraltan (1999), Şiir İkliminde Bir Omur, Şiir Dünyasındaki Yerim Üzerine...
20 | S a y f a 
Mehmet Çınarlı
Şiir kitapları: Güneş Rengi Kadehlerde, Gerçek Hayali Aştı, Bir Yeni Dünya Kurmuşum, Zaman Perdesi
1925 yılında Ermenek’te doğdu. 1948 yılında Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdi. Maliye Bakanlığı bünyesinde çeşitli görevlerde bulundu, Sayıştay üyeliğine oradan Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçildi. Bu görevinden emekli oldu. 18 Ağustos 1999’da depremden bir gün sonra vefat etti. Çınarlı’nın edebiyat hayatı 1941 yılında başlar. 1950-1980 arası yayınlanan Hisar dergisinin kurucularından ve çekirdek kadrosundandır. Edebiyat, şiir ve dil zevki bakımından eski ile yeni arasında bir köprü olarak kalmış, uzun ve değişken yıllarda hep güzelin, tabiîliğin, millî ve manevî değerlerin ve aklı selimin sözcülüğünü yapmıştır. Şiirde genellikle aruzu kullanmıştır.
Munis Faik Ozansoy
Eserleri Büyük Mabedin Eşiğinde, Hayal Ettiğim Gibi, Yakarış, Bir Daha, Zaman Saati, Yakınma, Kaybolan Dünya, Düşündüğün Gibi
Munis Faik Ozansoy, (d. 22 Mart 1911 Midilli Yunanistan) - (ö. 1975), Türk bürokrat, şair ve yazar.
Faik Ali Ozansoy'un oğludur. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği, Başbakanlık Müsteşarlığı, UNESCO Daimi Temsilciliği görevlerinde bulundu.
Aynı zamanda Cumhuriyet dönemi şair ve yazarlarındandır. İlk şiiri 1930 yılında henüz lise öğrencisiyken çıktı. Yazdığı şiirleri Şark, Çığır, Millet, Bayrak, Hisar dergilerinde bastırdı. Hisar dergisi çevresine girerek burada başyazılar yazdı. Bir duygu şairi olarak, Yahya Kemal Beyatlı ve Ahmet Hamdi Tanpınar'daki şiir zevkini yakalamaya çalıştı.
21 | S a y f a 
Hilmi YAVUZ
Şiir Bakış Kuşu (1969) Bedreddin Üzerine Şiirler (1975) Doğu Şiirleri (1977) Yaz Şiirleri (1981) Gizemli Şiirler (1984) Zaman Şiirleri (1987) Söylen Şiirleri (1989) Ayna Şiirleri (1992) Hüzün ki En Çok Yakışandır Bize (1989, toplu şiirler) Gülün Ustası Yoktur (1993, toplu şiirler 1) Erguvan Şiirler (1993, toplu şiirler 2) Çöl Şiirleri (1996) Akşam Şiirleri (1998) Yolculuk şiirleri (2001) Hurufi şiirler ( 2004) Büyü'sün Yaz (2006) Küller ve Zaman Kayboluş Şiirleri(2007)
DENEME-İNCELEME Felsefe ve Ulusal Kültür (1975) Roman Kavramı ve Türk Romanı (1977) Kültür Üzerine (1987) Yazın Üzerine (1987) Denemeler Karşı Denemeler (1988) Dil'in dili (1991) İstanbul Yazıları (1991) Okuma Notları ( 1992) İstanbul'u dinliyorum (1992) Modernleşme,Oryantalizm, İslam(1998) Yazın,Dil ve Sanat ( 1999) İslam ve Sivil Toplum Üzerine Yazılar (1999) İnsanlar,Mekanlar,Yolculuklar(1999) Özel Hayat'tan Küreselleşmeye(2001) Budalalığın Keşfi (2002) Kara Güneş ( 2003) Sözün Gücü ( 2003) Yüzler ve İzler ( 2006)
ANI-GÜNCE Geçmiş Yaz Defterleri (1998) Ceviz Sandıktaki Anılar(2001) Bulanık Defterler (2005)
Erdem BAYAZIT
Eserleri: “Sebeb Ey” İlk şiir kitabı
“Risaleler” son şiirleri adı altında 1987 yılında çıktı, Şiirler (Sebep Ey ve Risaleler iki kitap bir arada) İz Yayıncılık tarafından 1992 yılında basıldı, İpek Yolundan Afganistan’a:1981’de İran, Pakistan, Afganistan ve Hindistan’ı içeren iki aylık gezi ile ilgili izlenimlerini kitaplaştırdı, Gelecek Zaman Risalesi - 1998 İz Yayınları. Şiirler
Cahit Zarifoğlu
Şiir İşaret Çocukları (1967) Yedi Güzel Adam (1973) Menziller (1977) Korku ve Yakarış (1986) Gülücük (1989) Ağaç Okul (1990)
Günlük Yaşamak (günlük, 1980)
Masal ve romanlar İns (1974) Serçekuş (1983) Ağaçkakanlar (1983) Katıraslan (1983) Yürek Dede ile Padişah (1984) Savaş Ritmleri (1985) Motorlu Kuş (1987)
Tiyatro Sütçü İmam (1987)
Denemeler Bir Değirmendir Bu Dünya (1987)
22 | S a y f a 
Maviciler (1952-1956)
* 1952- 1956 YILLARI ARASINDA ÜNLÜ ŞAİR Attila İlhan’ın önderliğinde toplumcu gerçekçi sanatçıların MAVİ adlı dergide yazmaya başlamalarıyla oluşan bir edebiyat akımıdır. * Garipçilerin sanat anlayışına karşı çıktılar. * Bu hareketi destekleyen şairlere MAVİCİLER denmiştir.
Yeni Edebiyat, Yücel, Genç Nesil, Fikirler, Varlık, Aile, Yirminci Asır, Seçilmiş Hikâyeler, Kaynak, Ufuklar, Mavi, Yeditepe, Dost, Yelken, Ataç, Yön, Milliyet Sanat ve Sanat Olayı dergilerinde şiirleri yayımlanan İlhan, Mavi dergisinde Maviciler diye bilinen toplumsal gerçekçilik akımının sözcüsü oldu. Attilâ İlhan, Demokrat İzmir gazetesinde magazin servisi yöneticiliğinden gazete yöneticiliğine, 8 yıl süreyle çalıştı. CHP'nin yayın organı Ulus'ta yazarlık yaptı, ancak CHP'yi eleştiren yazıları nedeniyle buradaki görevine son verildi. 1973 – 1979 yılları arasında Bilgi Yayınları'nda editörlük görevini sürdürdü. İlhan, 2 Mart 1982 – 15 Kasım 1987 tarihleri arasında Milliyet gazetesinde "Doğrudan Doğruya" isimli köşesinde yazdı. Attilâ İlhan, 1996'dan 12 Eylül 2005'e kadar da Cumhuriyet gazetesinde "Söyleşi" isimli bir köşede yazıyordu.
Attila ilhan
1975 yılında TDK Şiir Ödülü'nü; aynı yıl "Sırtlan Payı" isimli romanıyla Yunus Nadi Roman Ödülü'nü alan Attilâ İlhan'ın ilk şiiri "Balıkçı Türküsü" 1941 yılında yayımlandı. İlk şiir kitabı "Duvar"da yer alan "Cabbaroğlu Mehemmed" şiiri ile 1946 CHP Şiir Yarışması'nda ikincilik ödülü aldı. İlhan'ın "Sisler Bulvarı", "Yağmur Kaçağı", "Ben Sana Mecburum", "Bela Çiçeği", "Yasak Sevişmek", "Tutuklunun Günlüğü", "Böyle Bir Sevmek", "Elde Var Hüzün", "Korkunun Krallığı", "Ayrılık Sevdaya Dahil" ve "Kimi Sevsem Sensin" isimli şiir kitapları; "Zenciler Birbirine Benzemez", "Kurtlar Sofrası", "Bıçağın Ucu", "Sırtlan Payı", "Yaraya Tuz Basmak", "Dersaadet'te Sabah Ezanları", "O Karanlıkta Biz", "Fena Halde Leman", "Haco Hanım Vay" ve "Allahın Süngüleri-Reis Paşa" isimli romanları ve "Yengecin Kıskacı" adlı bir öykü kitabı bulunuyor. Yazar çok sayıda deneme ve gezi kitabına da imza atmıştı.
Şiir: Sisler Bulvarı, Duvar, Yağmur Kaçağı, Ben Sana Mecburum, Yasak Sevişmek, Elde Var Hüzün, Kimi Sevsem Sensin.
Roman: Sokaktaki Adam, Zenciler Birbirine Benzemez, Kurtlar Sofrası, Bıçağın Ucu, Yaraya Tuz Basmak, Fena Halde Leman, Dersaadette Sabah Ezanları, Haco Hanım Vay, Allahın Süngüleri.
Gezi, deneme ve eleştiri: Abbas Yolcu, Hangi Batı, Hangi Sol, Hangi Edebiyat, Faşizmin Ayak Sesleri, Hangi Sağ, Gerçekçilik Savaşı, Hangi Atatürk, Batının Deli Gömleği, İkinci Yeni Savaşı, Sağım Solum Sobe, Yanlış Kadınlar Yanlış Erkekler, Ulusal Kültür Savaşı, Dönek Bereketi.
Temsilcileri:
• Attila İLHAN,Özdemir Nutku, Yılmaz Gruda, Ahmet Oktay, Demirtaş Ceyhun, Demir Özlü, Ece Ayhan (Daha sonra şairi II.yeni hareketi içinde görürüz) • Tahsin Yücel
23 | S a y f a 
II. Yeni Hareketi (1955-1965 e kadar)
Giriş İkinci Yeni, Cumhuriyet dönemi Türk şiirinin üzerinde en çok tartışılan hareketlerinden biridir. Bu şiir akımı, bazı edebiyat eleştirmenleri tarafından modern Türk şiirinin “en son ve en özgün” atılımı olarak kabul edilirken, bazıları tarafından da “edebiyatta bir skandal” olarak değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmelerde, eleştirmenlerin ve sanatçıların, daha çok benimsedikleri sanat anlayışı veya dünya görüşü ekseninde hareket ettikleri ve bu şirin ortaya çıkışını ya dış dünyadan soyutlayarak tamamen edebiyat içi gelişmelere ya da edebiyatın dışında tamamen sosyal ve siyasal etkenlere bağladıkları, bunlardan birini diğerine daha üstün tutmaya, hatta tek belirleyici olarak göstermeye çalıştıkları görülmektedir. İkinci Yeni’nin öncü şairlerinden Cemal Süreya, yeni şiir hareketinin edebiyat içi gelişmeler sonucunda ortaya çıktığını savunmaktadır. Özellikle 1953–1957 yılları arasında birtakım genç şairler, önce birbirlerinden bağımsız olarak, sonraları da dergi sayfalarında karşılıklı etkileşerek bir akım başlatmışlardır. Ona göre, o yıllarda fazla “akılcı” olan Türk şiirinde hikâye öğesinin dışlanmasıyla “irrasyonel”(sürrealist)bir hava getirilmiş ve böylece başka bir düzende şiir yazmaya başlanmıştır: Ses soyutlamalarına gidildi ve bir “iç ses” aramaya başlandı Türk şiirinde. Aslında şiirin alanı genişlemeliydi, yeni alanlar bulunmalıydı şiire ve şiir, her şeyi söyleyebilme, ifade edebilme sanatı olmalıydı. İkinci Yeni’nin sanırım başlangıçtaki özlemi, daha doğrusu olması gereken özlemi bu noktaydı (1997: 174). İkinci Yeni’ye en başından gerek yazıları, gerekse şiirleriyle etkin bir şekilde katılan ve hareketin önemli temsilcilerinden biri olan Sezai Karakoç, Pazar Postası’nın 29 Haziran 1958 tarihli 26. sayısında yayımlanan “Dişimizin Zarı” başlıklı yazısıyla, yeni şiirin çok tartışılan dil tutumuna bir açıklık getirmeye çalışır. Yazıda Garip, Türk şiirinin “gerçekçi (realist)” akımı; İkinci Yeni de, “gerçekliğin bir kopyasını değil, yeniden kurulmasını” getiren “Yeni-Gerçekçi Şiir (neo-realist)” akımı olarak değerlendirilir. “Yeni gerçek”, İkinci Yeni şiirinin gerçeklik anlayışını oluşturmuş ve anlam “soyut” bir karaktere bürünmüştür. Gerçekliği algılayıştaki bu öznellik, Garip şiirinin temel özelliklerinden birisini oluşturan “nesnel gerçeklik”e de şiirsel anlamda bir tepkiyi ifade etmektedir. Şiir Dilinde Sapmalar Şiir dilinde “sapma; gerek sözcüklerin ses ve biçim özelliklerinde, gerekse dilin sözdizimi açısından niteliklerinde bilinçli olarak değişikliklere gitmeyi, dilde bulunmayan yeni sözcük ve anlatım biçimlerini kullanma eğilimini içerir. Sanatçı bu eğilimle dile yeni bir güç kazandırmayı, göstergeleri ses ve anlam açısından daha etkili kılmayı, okuyanın / dinleyenin zihninde yeni tasarımlar ve duygu değerleri oluşturmayı amaçlar (Aksan, 1993: 166). Şiirimizde Tanzimat döneminde başlayan yeni biçim arayışlarının Cumhuriyet Dönemi’nde, diğer ülkelerdeki modern akımların ve sanatçıların da etkisiyle, daha kökten atılımlara dönüştüğü görülmektedir. Bu dönemdeki ürünlerde şairlerin geleneğin önlerine koyduğu kalıplardan kurtularak şiirin içeriğiyle biçimi arasında sıkı bir bağlantı kurma çabası içinde oldukları ve “her yeni özün biçimini de beraberinde getireceği” ilkesinden hareket ettikleri görülmektedir. Yeni şiir akımının öncülerinden ve en önemli temsilcilerinden biri olan Ece Ayhan, doğal dili neredeyse alt üst ederek oluşturdukları İkinci Yeni şiirini, “yorulan bir şiirin ayak değiştirmesi” olarak nitelendirir: “Yorulan bir şiirin ayak değiştirmesi Ala ala hey! Artık şarkı olacak Şiirin döndermesine genç hallaçlar ve Kuşbakışlı çocuklar karşılık veriyorlar Salarak gürlüklerine göğün uçurtmalar, hurra!” Yukarıdaki dizeler, İkinci Yeni hareketinin şiir dili özelliğine işaret etmektedir. Bu şiirin dili dönüştürmesine genç şairler (hallaclar nasıl pamuğu atıyorsa, dili öyle alt üst ederek) ve kuşbakışlı (mecaz; acemi, çırak, tecrübesiz) çocuklar karşılık vermektedirler. İkinci Yeni şairleri, daha ilk şiirlerinden itibaren ilkeleri zamanla belirginleşip bir akıma dönüşecek olan yeni bir şiir dilinin örneklerini vermişlerdir. Çözülmesi güç imgelerin kurulması, neredeyse ansiklopedik bilgi isteyen özel bir söz varlığına yer verilmesi ve sözdizimi deformasyonlarına gidilmesi bu şiir dilinin en belirgin özelliklerini oluşturmaktadır: Yeni bir söz dizimi ve yeni bir dilbilgisi neden böyle batırılır? Batırılıyor? (Ece Ayhan, 1993: 137). İkinci Yeni şairleri, okuyan / dinleyende yeni tasarımlar oluşturabilmek için, dilin bütün olanaklarından yararlanmaya çalışmışlardır. Bu amaçla, dildeki öğeleri ses, biçim, sözdizimi ve anlam bakımından farklı bir duruma getirerek şiir dilini hem dilbilgisi hem de anlamla ilgili sapmalar üzerine kurmuşlardır. İkinci Yeni şiirinde öne çıkan sapmaları; alışılmamış sözdizimi, alışılmamış sözcük seçimi (alışılmamış bağdaştırmalar), sözcükle ilgili sapmalar ve yazımla ilgili sapmalar başlıkları altında inceleyeceğiz:
24 | S a y f a 
1. Alışılmamış Sözdizimi Türkçenin Göktürk Kitabeleri’nden beri gelen sağlam bir nesir dili bulunmaktadır. Bir duyguyu, düşünceyi, olayı ya da isteği en açık bir şekilde anlatmayı hedefleyen nesir dilinde kelimeler, dilbilgisi kurallarına uygun olarak sıralanır. Nazım dilinde ise, ahenk temin edebilmek maksadıyla vezin ve kafiye gereği bu yapı bozulmakta, dilbilgisi kurallarına tam anlamıyla bağlılık aranmamaktadır. Şiir dilinde sözdiziminin bozulması her dönemde görülen bir özelliktir. Ancak, İkinci Yeni şiirindeki değiştirmeler, kendilerinden önceki şiirde olduğu gibi kelimelerin seslerinden yararlanmak için vezin ya da kafiye gereği değil; şiirde kendine amaç bir dilbilgisi oluşturma gayretlerinin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Dil, Garip’te olduğu gibi bir anlatım aracı olarak görülmemiş; kendisi şiirin bir konusu haline gelmiştir. Kasıtlı sözdizimi deformasyonları, anlamı örtmenin, gizlemenin bir aracı olarak da kullanılmıştır. İkinci Yeni sanatçılarının “Şiir geldi kelimeye dayandı”, “Şiir kelimelerle kurulur” ya da “Şiir salt kelimeciliktir” sözleri, bu şiir hareketiyle dadaizm, . Busürrealizm ya da letrizm arasında benzerlikler kurulmasına yol açmıştır yakıştırmaların arkasından da, anlamsız şiir suçlamaları gelmeye başlamıştır. Bu sözlerle ifade edilmek istenen temel düşünce, şiirin bir şeyler anlatmak için değil; kendisini kurmak için yazıldığıdır. Garipçiler şiir dilini, her türlü sanattan arındırarak, tıpkı nesirdeki gibi, tek anlama dayalı olarak kullanıyorlardı. Böyle bir dil kullanımı, kelimelerin anlam (gösterilen) yanını öne çıkararak gösteren tarafını (İkinci Yenicilere göre kelimeyi) göz ardı ediyordu. Ece Ayhan, İkinci Yeni şiirinin de belirgin özelliklerinden birisi olduğu üzere, şiir sanatında dilbilgisi kurallarının geçerli olmadığına inanmaktadır. Bunda, şiir anlayışlarına bir tepki olarak ortaya çıktıkları Garip şiirinin de etkisi olmuştur. Garipçiler, şiir dilinde deformasyona gitmeye ya da olağan sözdiziminin düzenini bozmaya karşıydılar. Teşbih, istiare, mecaz gibi sanatlara yer vermeden, dili herkesin anlayabileceği bir şekilde kullanmak temel ilkelerinden birisiydi. Birinci Yeni’nin bu tek anlamlı dil kullanımına bir tepki hareketi olan İkinci Yeni, anlamı mümkün olduğu kadar örtmeye, gizlemeye, hatta şiir sanatında o kadar da önemli olmadığını ileri sürerek rastlantıya bırakmaya çalıştı. Ece Ayhan’ın “yerleşik sözdizimi ile yazılamayacak her şeyi yeni sözdiziminden yararlanarak dile getirmek” (1993: 187) düşüncesi, İkinci Yeni’nin zor anlaşılır şiir dilinin hareket noktasını da ortaya koymaktadır. “Ah karpuzun içindeki kesmece delikanlım İstanbul” (Ah İstanbul! Kesmece karpuzun içindeki delikanlım) “Konuşuluyordu mahallelerde iç ve dış” (İç ve dış mahallelerde konuşuluyordu) “Giriyor bir kumru içeri camdan çatlak.” (Bir kumru çatlak camdan içeri giriyor) İkinci Yeni şiirindeki sözdizimi deformasyonlarını, anlamı kapalı ya da anlaşılmaz kılma düşüncesinin bir parçası olarak görmek; kelime oyunculuğu olarak değerlendirmek ya da kendine amaç bir dilbilgisi sapması durumuna indirgemek doğru bir yaklaşım olmayacaktır. Şiirimizin İkinci Yeni’den sonraki gelişimi düşünüldüğünde, bu arayışlar, yeni bir şiir diline / söyleyişe bir adım olarak değerlendirilmelidir. Zira, Garipçilerin gündelik hayatı içinde anlattığı sokaktaki adam ya da Toplumcu Gerçekçilerin sınıf mücadelesi içinde ideolojik bir varlık olarak gördüğü insan, artık kentli birey olarak bütün iç dünyasıyla şiirin konusu haline gelmiştir. Böylesine kompleks bir konu, yeni bir biçimi ve şiir dilini de beraberinde getirmiştir. 2. Alışılmamış Sözcük Seçimi (Alışılmamış Bağdaştırmalar) İkinci Yeni şiirinin en belirgin özelliklerinden birisi de, alışılmamış bağdaştırmalara çok sık yer vermesidir. Bu şiir hareketi üzerine yapılan tartışmalarda “anlamsız” şiir suçlamasının bir dayanağını da, birbirinden uzak çağrışımlı kelimelerin bağdaştırılması oluşturmuştur. Ece Ayhan da, okuyucuya yeni tasarımların sunulmasında önemli roller yüklediği imge, sembol ve benzetmelerin yanında, daha başka tasarımların da aktarılmasını sağlayan alışılmamış bağdaştırmalara çok sık başvurmaktadır. “ay Türkçe rakı çıkmıştır kapalı” “bir bach konsertosunun dudakları gibi çilek korkunç hû” “bütün ellerinin sokakları aşktır senin A. Petro” “sessizce bitiyor ilk güneşte icra-iflas duası” Aksan (1998: 202) “bağdaştırma”yı, “ister bir tamlama, isterse bir cümle içinde olsun birden çok birimin bir araya gelmesi” olarak tanımlamaktadır: “Asma köprü, “çatlak tabak”, “kavun dilimi”, “duvarın boyası”; “Havalar ısınıyor”, “Elektrikçi ütüyü onardı” örneklerinde olduğu gibi. Dildeki göstergelerle, tamlamalar ya da cümleler oluştururken, “alışılmış” ve “alışılmamış” olmak üzere iki türlü bağdaştırma oluşturulmaktadır. Alışılmış bağdaştırmalar, dilde yaygın olan ve kullanıldığında yadırganmayan kullanımları göstermektedir: “Genç adam”, “körpe salatalık”, “çizgili defter”, “kırık testi” gibi tamlamaları ya da “Çocuk dersini çalıştı”, “Radyocu radyoyu onardı” gibi cümleleri, duyuldukları zaman zihnimizde çözümlemekte bir güçlük çekmediğimiz için “alışılmış bağdaştırmalar”dır.
25 | S a y f a 
Alışılmamış bağdaştırmalar ise, “genç kıskançlık”, “körpe kimya”, “Radyocu domatesi onardı” örneklerinde olduğu gibi, bağdaştırılan öğelerin anlam açısından birbirleriyle uyuşmamalarından doğmakta; yeni ve birbirleriyle bağdaştırılamayacak kavramların bir arada kullanılmalarından ileri gelmektedir. Şiirde alışılmamış bağdaştırmalar yoluyla, “geniş bir düşünce-tasarım-duygu-görüntü yumağı” oluşturulması ve “göstergelerin ustaca, özgün bir biçimde” bağdaştırılması amaçlanmaktadır. Böylece şiir, yaratılan değişik tasarımlarla birlikte okuyana / dinleyene bir duygu ve düşünce zenginliği yaşatmakta ve güçlü bir anlatıma erişmektedir. İkinci Yeni üzerine yapılan tartışmalarda sürekli olarak ön plâna çıkan “anlamsız şiir” kavramının sebeplerinden biri de (bir diğeri sözdizimi deformasyonudur), alışılmamış bağdaştırmaların yol açtığı mantık dışı söyleyişlerdir. Bu akımın önde gelen temsilcilerinin yeni tasarımların sunulmasında alışılmamış bağdaştırmalardan ne şekilde yararlandıklarını gösteren birkaç örnek verelim: “Sizi görmüyor muyum dikkat! Trenlere çikolata yediriyorum.” “En akıllı tarafımdır balıkla deniz tutmak” “Çocuğu çocukluyor bir düdüğün kırmızısı” “Güneş bir pazartesi olarak mı duruyor burnunuzda” “Bu kaç kapılı konyak” (Edip Cansever) “Ay sessiz sedasız bir çingenedir” “Adam yıldızlara basa basa yürüdü” “Dengesini uzun bıyıklarına borçlu yürürken” “Başladı Afrikası uzun bir gece” “Güvercin kuşkusu cırlak güneş” (Cemal Süreya) “Denizin pencereleri sürgülüydü” “Atımı istedim evin göğü gerindi” “Yalnızlığın dükkânlarında hasır koltuklarda oturduk” “Bu denizler ne güzel böyle değil mi f” “Bir f’diniz Önasyalarda o şey evlerde” (İlhan Berk) “Seni çağırıyorum parmaklarımdan süt emmeye” “Ses kışı. Ateş yırtıldı. Çarpıldık.” “Bir bülbül içimde sedefle kaplanıyor” “Kaybolursa taşlar içinde taşlar getiren taş bir bulut” “Baharı seller götürdü boğuldu yaz” (Sezai Karakoç) “Üzünç yüklenmiş bir gemi” “soğuk tirşe renkli salı günleri arkamızdan koşardı” “En cumartesili bir İstanbul düşünerek bu kantoları düşünüyorsun” “Yüzüklerinde altın parmaklar takılıymış” “arsenik şişesine eylül doluyor.” (Ece Ayhan) 3. Sözcükle İlgili Sapmalar : Şiir dilinde şairler tarafından yeni türetilen sözcüklerin kullanılması, sözcüksel sapmaların en belirgin örneklerini verir. Olağan dilbilgisi ve sözcükbilgisi dışında sözcüklerin şairler tarafından yeni biçimlerde oluşturulması bu tür sapmalara örnektir. Kök ve ekler, yeni kök ve eklerle birleştirilerek olağan dilde olmayan yepyeni sözcükler oluşturmada kullanılır (Özünlü, 1997: 136). İkinci Yeni’yle birlikte, kelimenin, şiirde özel bir statü kazandığı görülmektedir. Hareketin temsilcileri, kelimeye bir anlatma aracı olarak cümleden daha çok önem vermişlerdir. Cemal Süreya’nın “Şiir geldi, kelimeye dayandı” sözü, yeni şiir anlayışının bu üslûp özelliğini veciz bir şekilde ortaya koymaktadır. Düzyazıda iletilmek istenen mesaj önemli olduğundan, kelimelerin anlam (gösterilen) yanı öne çıkmakta, gösteren yanı göz ardı edilmektedir. Şiir dilinde ise, çoğunlukla öne çıkan kelimelerin kendisidir. “Kelimelerle kurulan” yeni şiirde, amaç “hikâye etmek” değil; kelimeler arasında “şiirsel yük” kurmaktır. Bu şiirde anlam, şiir kurulduktan sonra rasgele ortaya çıkmaktadır. Cümleden değil de, kelimeden hareketle kurulan şiir dili, İkinci Yenicilerin “kelime oyunculuğu”yla ya da “anlamsızlığa saplanmak”la suçlanmalarının temel sebeplerinden birisini oluşturmuştur.
26 | S a y f a 
, Pazar Postası’nın başlattığı “İkinci Yeni İçinİkinci Yeni şairleri Ozanlar Ne Diyor?” konulu soruşturmaya verdikleri cevapta yeni şiirde kelimenin daha özel bir konuma gelmesini, edebî türler içinde anlatımı daha yoğun bir tür olan şiirde kelimeye yüklenen rolün diğer türlere nispeten daha ağırlık kazanmasına bağlamaktadırlar. Ancak, kelimenin cümle dışında, anlama etkimeyen, anlamı kurmayan bir varlık olarak da düşünülemeyeceğini belirtmişlerdir. O yıllarda yeni şiirin kuramını oluşturmaya ve bir akıma dönüştürmeye çalışan Erdost, 16 Aralık 1956 tarihli Pazar Postası’nda yayımladığı “Şiir Diline Doğru” başlıklı yazısında, şiirin kelimelerle yapıldığını bilinçle anlayan ve yeni bir şiir dilinin kurulması için çalışan birçok sanatçı olduğunu savunmuş ve “şiirin kelimelerle yapılması”nın ne anlama geldiğini açıklamaya çalışmıştır: Şiiri kelimelerle yapmak, bir konuya, bir düşünceye, bir duyguya bağlanmaksızın kelimelerle mısra kurmak, yan yana gelen kelimeler arasındaki olanakları deneyerek yeni bileşkelere, yeni sözlere varmaktır (Erdost, 1997: 49). Şiir dilinde sözdizimi değiştirmelerini had safhaya çıkaran İkinci Yeni sanatçıları, nadiren de olsa, kelime deformasyonları da yapmışlardır. Ece Ayhan da, şiirlerinde bazı kelime deformasyonlarına gitmiştir. Bu konuda Karakoç, 29 Haziran 1958 tarihli Pazar Postası’nda yayımladığı “Dişimizin Zarı” başlıklı yazısında şu değerlendirmeyi yapmaktadır: Yeni Şair, hep somutun somutunu plastike gider.... Ece Ayhan –ki yeni şiirin Necatigil’idir- insanın, çarpık ve negatif realitesini olduğu gibi anlatır, kelimeyi bundan dolayı çarpıtır (1997: 27). İkinci Yenicilerin şiirlerinde yer alan kelime deformasyonlarını, Garipçilerin ve toplumcu gerçekçi şairlerin bildirişimi öne çıkaran şiir dillerine bir tepki olarak değerlendirebiliriz. Okuru sarsmak isteyen İkinci Yeniciler, anlamı örtme isteğinin bir sonucu olarak bu tür kelime deformasyonlarıyla bir şaşırtmaya da gitmek istemişlerdir. Onlar şiirin sadece soldan sağa değil; sağdan sola ya da yukarıdan aşağıya da okunması gerektiğini göstermeye çalışmışlardır. Ece Ayhan, birçok şiirinde, sosyal hadiselere tek boyutlu yaklaşılmamasının sakıncalarını ortaya koymaya çalışır ve aynı dizgi içinde bir değil, birçok doğrunun olabileceğini göstermeye çalışır: “Bakıldı ki kum saati, ters çevrilmiş, çıt, usul isa asi olmuş” Dizedeki “isa asi” sözcükleri tersinden okunduğunda aynı kelimeler ve anlamlar ortaya çıkmaktadır. Bir peygamber olan “İsa”nın bir kelime oyunuyla “asi”ye dönüşebileceği gösterilerek her olguya çok yönlü yaklaşılması gerektiği vurgulanmaya çalışılmıştır. Sanatçı, en azından okurunu, şiirlerini okurken tetikte olmaya ve şiir diline çizgisel bir düzlemde yaklaşmamaya çağırmaktadır. “Çapalı Karşı” “Ayrılırken esrikti, elinde potin, ayağında şemsiye” “dikeni seven gülüne katlanır bir kadın.” “Beyaz kargalarla, aykırı düşüncelerdir.” İkinci Yeni şiirindeki kelime deformasyonlarından örnekler: “Düzlüğü Azize Sofya” “bir bach konsertosunun dudakları gibi çilek korkunç hû” “kellesi alınmak üzere Mermer Denizi’nden çağrılmış” “Dirim kısa ölüm uzundur cehennette herhal abiler” “Kendini doğuruyordu bir cinaedi. Dimdoğru.” “Topağacından aparthanlarda odası bulunamaz” “Ve bir melankolya çiçeği, saksıda” “Boğazlar üzerine bir ankabakışı Çamlıca’dan” (Ece Ayhan) “Üvercinka” “Gözleri göz değil gözistan” “Geceler yukarda telcek-bulutcak” “Ilım günleri gelirdi taraçalar Uzatırdı mevsimölçerlerini” (Cemal Süreya) “O zaman bütün İstanbulistan Vizansiyadan kalan sarıdaydı Vizansiyanın rengi eski bir yapraktır.” (Turgut Uyar) “Senleniyorsun böyle bir gecenin içinden bana” (İlhan Berk)
27 | S a y f a 
4. Yazımla İlgili Sapmalar Şiirin geleneksel özelliğinin dışına çıkılarak dize başının küçük harfle yazılması, özel isimlerin baş harfinin küçük yazılması, dize içinde cins bir ismin baş harfinin büyük yazılması gibi yazım kurallarını ilgilendiren sapmalardır. Cumhuriyet dönemi şiirimiz, “iç yapı”, “dış yapı” ayrılığına son vererek “öz-biçim” kaynaşmasını getirmiştir. Özellikle Garip’ten sonraki dönemde, şairler geleneğin önlerine koyduğu nazım şekillerinden uzaklaşarak öze en uygun biçimi oluşturma arayışı içine girmişlerdir. Bu arayışlar sonucunda “kalıp”, yerini “biçim”e bırakmıştır. İkinci Yeni akımının da büyük katkılar sağladığı yeni biçim anlayışında, şiirin şekil yönünden belirli bir kalıba bağlanması söz konusu değildir. Her şiir, özüne en uygun biçimi almaktadır. Yeni biçimde, gelenekten bir sapma olarak, eski nazmın bir kuralı olan her dizenin ilk harfinin büyük yazılması zorunluluğu da ortadan kalkmıştır. Böylece, İkinci Yeni sanatçıları, soyut bir anlatıma ulaşmada dilbilgisi yanında yazım kuralları ihlalinden de yararlanmışlardır. Sonuç İkinci Yeni akımına bağlı sanatçılar, şiir sanatında dilbilgisi kurallarının geçerli olmadığı inancıyla hareket etmişlerdir. Böyle bir düşüncenin oluşmasında, şiir anlayışlarına bir tepki olarak ortaya çıktıkları Garip şiirinin de etkisi olmuştur. Garipçiler, şiir dilinde deformasyona gitmeye ya da olağan sözdiziminin düzenini bozmaya karşıydılar. Teşbih, istiare, mecaz gibi sanatlara yer vermeden, dili herkesin anlayabileceği bir şekilde kullanmak temel ilkelerinden birisiydi. Birinci Yeni’nin bu tek anlamlı dil kullanımına bir tepki hareketi olan İkinci Yeni, anlamı mümkün olduğu kadar örtmeye, gizlemeye, hatta şiir sanatında o kadar da önemli olmadığını ileri sürerek rastlantıya bırakmaya çalıştı. İkinci Yeni şairleri, kelime ile söz arasındaki geleneksel dengeyi bozmaya çalışmışlardır. Kelimeleri, alışılmamış sözdizimi düzenlemeleri içinde kullanarak onlara yeni anlamlar yüklemişler ve böylece sözün çağrışım dünyasını genişletmeyi hedeflemişlerdir. Şiirdeki biçim arayışlarını, dış-biçimden iç-biçim arayışına yöneltmişler ve kelime ile söz arasındaki alışılagelmiş dengenin, kelime lehine bozulmasını tercih etmişlerdir. İkinci Yeni şiirinin anlam yapısıyla ilgili bir değerlendirme yapılırken, bu harekete katılan sanatçıların bir manifesto ortaklıklarının bulunmadığı, şiirin teorik meseleleri üzerine farklı düşünceler taşıdıkları ve bu farklılıklar üzerine kurulan şiirlerin anlam yelpazesinin de, Ece Ayhan’ın ideolojik bir öz taşıyan “Devlet ve Tabiat”ından, İlhan Berk’in anlamsızlığa uzanan “Mısırkalyoniği”ne kadar açıldığı gözden uzak tutulmamalıdır. Böyle bir perspektiften bakıldığında, hareketin bütün ürünleri için kullanılan “kaçak şiir”, “anlamsız şiir” gibi toptancı yargıların ne kadar yanıltıcı olduğu görülecektir
İlhan BERK, Edip CANSEVER, Cemal SÜREYA, Turgut UYAR, Ece AYHAN, Sezai KARAKOÇ
Sezai Karakoç
Mona Rosa, Körfez, Hızır’la Kırk Saat, Leyla ü Mecnun, Ayinler, Alın Yazısı..(şiir)
Yunus Emre, Mevlana, Mehmet Akif(inceleme)…..
İlhan BERK
Şiir
Güneşi Yakanların Selamı (1935),Istanbul (1947)
Günaydın Yeryüzü (1952),Türkiye Şarkısı (1953)
Köroğlu (1955),Galile Denizi (1958)
Çivi Yazısı (1960),Otağ (1961),Mısırkalyoniğne (1962)
Âşıkane (1968),Taşbaskısı (1975),Şenlikname (1976)
Atlas (1976),Kül (1978),İstanbul Kitabı (1980)
Kitaplar Kitabı (1981)(Seçilmiş Şiirler)
Deniz Eskisi (1982) (Şiirin Gizli Tarihi'ni de içerir.)
Delta ve Çocuk (1984)
Galata (1985),Güzel Irmak (1988),Pera (1990)
Dün Dağlarda Dolaştım Evde Yoktum (1993)
Avluya Düşen Gölge (1996),Şeyler Kitabı Ev (1997)
Çok Yaşasın Sayılar (1999)
Anlatı Uzun Bir Adam (1982)
28 | S a y f a 
Edip CANSEVER
Şiir
İkindi Üstü (1947),Dirlik Düzenlik (1954)
Yerçekimli Karanfil (1957),Umutsuzlar Parkı (1958)
Petrol (1959),Nerde Antigone (1961)
Tragedyalar (1964),Çağryan Yakup (1966)
Kirli Ağustos (1970),Sonrası Kalır (1974)
Ben Ruhi Bey Nasılım (1976)
Sevda ile Sevgi (1977)
Şairin Seyif Defteri (1980)
Yeniden (1981)
Bezik Oynayan Kadınlar (1982)
İlkyaz Şikâyetçileri (1984)
Oteller Keti (1985
Cemal SÜREYA
Şiir Üvercinka (1958; Yeditepe Şiir Armağanı) Göçebe (1965; 1966 TDK Şiir Ödülü) Beni Öp Sonra Doğur Beni (1973) Sevda Sözleri (Uçurumda Açan ile birlikte toplu şiirleri: 1984) Sıcak Nal ve Güz Bitigi (1988; Behçet Necatigil Şiir Ödülü) Sevda Sözleri (bütün şiirleri: 1990, ö.s; YKY 1995)
Düzyazı Şapkam Dolu Çiçekle (1976) Günübirlik (1982) Onüç Günün Mektupları (1990, ö.s.; YKY 1998) 99 Yüz (1991; YKY 2004) 999. Gün / Üstü Kalsın (1991) Folklor Şiire Düşman (1992) Uzat Saçlarını Frigya (Günübirlik’in yeni basımı: 1992) Aydınlık Yazıları / Paçal (1992) Oluşum’da Cemal Süreya (1992) Papirüs’ten Başyazılar (1992) Günler (999. Gün’ün genişletilmiş basımı: YKY 1996) Güvercin Curnatası (Cemal Süreya ile konuşmalar: haz. Nursel Duruel, YKY 1997; genişletilmiş basımı: YKY, 2002) Toplu Yazılar I: Şapkam Dolu Çiçekle ve Şiir Üzerine Yazılar (YKY 2000) Toplu Yazılar II: Günübirlikler
Turgut UYAR
Şiir Arz-ı Hal (1949) Türkiyem (1952-1963) Dünyanın En Güzel Arabistanı (1959) Tütünler Islak (1962) Her Pazartesi (1968) Divan (1970) Toplandılar (1974) Toplu Şiir (1981, ilk dört kitaptaki şiirleri) Kayayı Delen İncir (1982) Dün Yok mu (1984) Büyük Saat (Son yazdıklarıyla birlikte bütün şiirleri 1984)
29 | S a y f a 
Ece AYHAN
Şiir Kitapları Kınar Hanım'ın Denizleri (1959), Bakışsız Bir Kedi Kara (1965), Ortodoksluklar (1968), Devlet ve Tabiat (1973), Yort Savul (Toplu Şiirler, 1977), Zambaklı Padişah (1981), Cok Eski Adıyladir (1982), Sivil Şiirler (1993), Son Şiirler (1993).
30 | S a y f a 
İKİNCİ YENİ SONRASI TOPLUMCU ŞİİR (1960-1980)
İsmet ÖZEL
Şiir Geceleyin Bir Koşu (1966), Evet İsyan (1969), Cinayetler Kitabı (1975), Şiirler 1962-74 (1980), Şiir Kitabı (1982), Celladıma Gülümserken (1984), Erbain (1987), Bir Yusuf Masalı (2000). Of Not Being A Jew (2005)
Deneme, Söyleşi, Mektup Üç Mesele (1978), Şiir Okuma Kılavuzu (1980), Zor Zamanda Konuşmak(1984), Taşları Yemek Yasak (1985), Bakanlar ve Görenler (1985), Faydasız Yazılar (1986), İrtica Elden Gidiyor (1986), Surat Asmak Hakkımız (1987), Tehdit Değil Teklif (1987), Waldo Sen Neden Burada Değilsin? (1988), Sorulunca Söylenen Cuma Mektupları (1-10)(1995-2004), →
Tahrir Vazifeleri Neyi Kaybettiğini Hatırla(1994) Ve'l-Asr, Bilinç Bile İlginç, Genç Bir Şairden Genç Bir Şaire Mektuplar (1995), Tavşanın Randevusu(1996) Kırk Hadis(2004) Henry Sen Neden Buradasın? 1-2 (2004) Kalın Türk (2006) Çenebazlık (2006
İkinci yeni sonrası toplumcu şiir içinde alabiliriz…
Ataol BEHRAMOĞLU
Şiirleri Bir Ermeni General (1965) Bir Gün Mutlaka (1970) Yolculuk Özlem Cesaret ve Kavga Şiirleri (1974) Ne Yağmur... Ne Şiirler... (1976) Kuşatmada (1978) Mustafa Suphi Destanı (1979) Dörtlükler (1983) İyi Bir Yurttaş Aranıyor Eski Nisan (1987 Türkiye Üzgün Yurdum, Güzel Yurdum (1985) Kızıma Mektuplar (1985) Şiirler 1959-1982 (1983) Bebeklerin Ulusu Yok (1988) Bir Gün Mutlaka (1991) Sevgilimsin (1993) Aşk İki Kişiliktir Aşk Gizlice Sevgilim Bu Aşk Burada Biter İki Ağıt Okyanusla İlk Karşılaşma Hayata Uzun Veda
ŞİİR KİTAPLARI
-Bir Ermeni General (1965) -Bir Gün Mutlaka (1970) -Yolculuk Özlem Cesaret ve Kavga Şiirleri (1974) -Ne Yağmur...Ne Şiirler (1976) ( Yeni bir basımı 1981 yılında koğuşturmaya uğrayan ve yazarın bir süre gözaltında kalmasına yol açan kitap beraat ederek yeniden yayınlandı) -Kuşatmada (1978) -Mustafa Suphi Destanı (1979) -Dörtlükler (1980) -İyi Bir Yurttaş Aranıyor (1983) -Eski Nisan (1987) -Türkiye Üzgün Yurdum, Güzel Yurdum (1985) -Kızıma Mektuplar (1985)
Süreyya BERFE
İkinci Yeni'nin etkisiyle ilk şiirlerinde soyutlamalara eğilim duydu; kişide karıncalanma duygusu uyandıran bir envanter tutkusu, sağlam bir çağrışım zinciri, tutarlı bir görüntü sevgisi ve her şeye bakmak isteyen bir derviş tavrı olduğu belirtildi. (C. Süreya) 1966'dan sonra, halk şiiri geleneğinin zengin kaynağından beslenen yeni bir şiir dili kurmanın olanaklarını aradı. Bu arayışın ürünü olan ilk şiir kitabı olan Gün Ola'da, Anadolu'nun bir köyünde kısa bir süre tanıklık ettiği bir dili ve dille iç içe gelişmiş olayları, durumları, koşulları yansıtmak istedi. Oldukça tartışılan bu kitabında Türkmen ve Avşar ağıtlarının, halk ozanlarının, türkülerin ve Nâzım Hikmet'in etkileri gözlendi. Daha sonraki şiirlerinde, halk şiirinin olanaklarından yararlanarak gerçekçi temaları, sağlam gözlemlerle, sıcak ve içtenlikli bir hava içinde vermeyi başardı. "Hepsi O Kadar" adlı şiiri Ece Ülker ve Vedat Sakman tarafından bestelendi.
Kitapları:
* Gün Ola (1969, FKF) * Savrulan (1971, Yücel Yayınları) * Hayat ile Şiir (1980, Hür Yayın).. * Ufkun Dışında (1985, de Yayınevi) * Şiir Çalışmaları (1992, Can Yayınları) * Ruhumun (1998, Yapı Kredi Yayınları) * Kalfa (1999, Yapı Kredi Yayınları) * Seçme Şiirler (2001, Adam Yayınları) * Nâbiga (2001, Adam Yayınları) * Seni Seviyorum (2002, Adam Yayınları) * Foklar Söyledi Ben Yazdım (2005, Yapı Kredi Yayınları) * Çıkrık (2008, Yapı Kredi Yayınları) * Kalfa Toplu Şiirler (Genişletilmiş 2. baskı, 2009, Yapı Kredi Yayınları)
31 | S a y f a 
1980 SONRASI ŞİİR
Haydar ERGÜLEN
Şiir Karşılığını Bulamamış Sorular (1981) Sokak Prensesi (1990) Sırat Şiirleri (1991) Eskiden Terzi (1995) Kabareden Emekli Bir Kızkardeş ("Lina Salamandre" adıyla, 1996) Kırk Şiir ve Bir (1997) Karton Valiz (1999) Hafıza ("Hafız" adı altında, 1999) Ölüm Bir Skandal (2000) Toplu Şiirleri: Nar (1.cilt, 2000) Toplu Şiirleri: Hafız ve Semender (2. cilt, 2002) Keder Gibi Ödünç (2005) Üzgün Kediler Gazeli (2007)
ESERLERİ: Karşılığını Bulamamış Sorular (1980) Sokak Prensesi (1982) Sırat Şiirleri (1991) Eskiden Terzi (1995) 40 Şiir ve Bir (1997)
Haydar Ergülen (d. 14 Ekim 1956 Eskişehir) Türk şair.
14 Ekim 1956'da Eskişehir’de doğdu. İlk ile ortaokulu Eskişehir'de, liseyi Ankara'da okudu. Orta Doğu Teknik Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi Sosyoloji Bölümünü bitirdi. Anadolu Üniversitesinde araştırma görevlisi olarak çalıştı. İstanbul'da reklam yazarlığı yaptı. Anadolu Üniversitesi'nde yayımcılık, reklamcılık ve Türk Şiiri dersleri verdi. 1980 sonrası Türk şiirinin önemli isimlerindendir.
İlk şiiri 1972'de Eskişehir'de Deneme dergisinde "Umur Elkan", ilk yazısı da aynı yıl Yeni Ortam gazetesinde "Mehmet Can" adıyla yayımlandı. İstanbul'da Üç Çiçek (1983) ile Şiir Atı (1986) dergilerini yayıma hazırlayanlar arasında yer aldı. 1979'dan başlayarak Somut, Felsefe Dergisi, Türk Dili, Yusufçuk, Yarın, Gösteri, ile Varlık dergilerinde şiirler yayımladı. Bir süredir, Radikal gazetesinde Açık Mektup köşesinde denemeler yazıyor.
Karşılığını Bulamamış Sorular adlı ilk şiir kitabı 1981 yılında yayımlandı.
Hüseyin ATLANSOY
1962 Mihalıççık, Eskişehir doğumlu. İlk, orta ve lise öğrenimini Eskişehir’de tamamladı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü mezunu. Kırıkkale Üniversitesi’nde Yüksek Lisans yaptı. Şiirlerini Diriliş, Yönelişler, Yedi İklim, Bürde, Kayıtlar, İpek Dili, Dergâh, Kaşgar ve Hece dergilerinde yayımladı. Felsefe grubu öğretmenliği yapıyor.
Kitapları: İntihar İlacı (Bürde Yayınevi,1991); Balkon Çıkmazında Efendilik Tarihi (Yediiklim Yayınevi, 1987) Şehir Konuşmaları (Yazı Yayınevi, 1990); İlk Sözler, (Kaknüs Yayınları, 1998); Kaçak Yolcu (Kaknüs Yayınları 1998); Karşılama Töreni (Hece Yayınları, 2005). 1990 Yazarlar Birliği Şiir Ödülü.
Sedat UMRAN
1926'da İstanbulda doğdu. 1948'de İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Alman Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. Çeşitli kuruluşlarda mütercimlik yaptı. 1974'de İzmit Sümerbank Boru Fabrikası mütercimi iken emekli oldu. ESERLERİ: ilk şiir kitabı Meş'aleler kendi yayını olarak 1949'da çıktı. İkinci kitabı Leke 1979 yılında Soyut dergisi yayınları arasında yayımlandı. Umran, edebiyat dünyasında trajik ben'in ıztırabını ve eşyanın içdünyasını yansıtan bu kitabı ile tanındı. Sevgi şiirlerinden oluşan Gittin Taş Atarak Denizlerime isimli şiir kitabı ise 1990'da Akabe yayınevi tarafından basıldı. Şair son yirmi yıldır değişik dergilerde yer alan şiirlerini Kara Işıldak (İst. 1993,İz Yayıncılık) adı altında topladı. Umran'ın şiirindeki son merhaleyi yansıtan 100 mısralık 25 dörtlüğü ise Kış Dörtlükleri üstbaşlığını taşımakta olup bu şiiri Türk Edebiyatı dergisinde yayımlanmıştır. Umran'ın Almanca'dan yaptığı çok sayıda çevirisi de bulunmaktadır.
 
  Bugün 2 ziyaretçi (2 klik) kişi burdaydı! mspaksoy 2009©  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
Gelin Tanış Olalım,İşi Kolay Kılalm